3 mayıs türkçüler günü – Muhalif Sözlük
her 1 mayıs'ta eleman fişlemek için gittiğimiz 1 mayıs kutlamalarında bütün sol grupların biraraya gelip birbirlerine nispet yaparcasına işçi bayramlarını kutlamasını izleyip "ulan keşke bizde böyle 3 mayıslarda meydanlarda olup,haydi 3 mayıs şarkısını söyleye söyleye bozkurt çeksek" diye hülyalara sevkeden kutlamalar.
ülkü ocakları'nın yerel bazda isteğe ve imkana göre yaptığı kutlamalar,anmalar.
kutlamadan ziyade bir anmadır. kutlama sözcüğü halk arasındaki anlamı itibariyle 3 mayısa uygun düşmemektedir.

ilerleyelim..

nasıl ki türkçülüğün partiler gibi milyonlarca fahişenin gönlüne girmek arzusu yoksa, 3 mayıs türkçüler gününde anmaya katılacakların da milyonları teşkil etmesine gerek yoktur. evet, 3 mayıs türkçülerin günüdür, evrensel metin ve multimedya mesajları içermez; türkçülüğün tarihi seyri içerisinde vatan için katlanılan kutlu cefanın, fedakarlığın ve inancı kalpten harekete geçirmiş her biri birer kılıç arslan yürekli abidevi şahsiyetlerin anıldığı gündür. bu bakımdan kimlik ve pasaporttan öte türk olamamış, demirbaş listesinde sadece bir kalemi teşkil etmekten başka hükme haiz olmayan nüfus istatistiğini alakadar etmez.
türk milliyetçileri'nin türklük adına direnişlerini bayraklaştırdığı gün olan türkçülük günü kutlu ve yaktığı ateş daim olsun...

yaşasın kutlu türkçülük fikrimiz yaşasın büyük turan ülkümüz.
kutlu olsundur. ne mutlu türk'üm diyebilen bütün soydaşlarımızın kutlu olmasını dilediğim anlamlı günüdür.

---------------alıntı---------------
tabutluktan iktidara türkçülük"

tabutluk nedir?

tabutluk adıyla anılan yer, yarım metrekarelik bir yerdir. yani 40 cm genişliğinde, 50 cm uzunluğunda, 2.5 metre yüksekliğinde beton duvar içerisinde açılmış oyuklardır. içine sokulan insan kapı kapandığında yere çömelemez. bu oyuklara sokulanları belinden ve kollarından duvara bağlamak için demir prangalar vurulmaktadır. ayrıca oyuğun tepesine üç adet beşyüzer mumluk ampül konulmuştur. tabutluklara konulanlar 2-3 gün aç ve susuz bırakılır, hatta tabi ihtiyaçlarını gidermesine bile izin verilmezdi. istanbul'un sirkeci semtinde yer alan ünlü sansaryan han'da bulunan tabutluklara konulan insanlara çeşitli işkenceler uygulayanlar hakkında birleşmiş milletler anayasası'na göre her zaman dava açılabilir ve "zaman aşımı" yoktur.

3 mayıs 1944 günü türk milliyetçileri "ırkçılık ve turancılık" suçlamamalarıyla tabutluklara konulup işkenceye uğradılar...

1944, dünya ikinci cihan harbi'nin dehşeti içindedir. avrupa'yı yıldırımla vurulmuşa döndüren alman orduları balkanlar'a da yayılmıştır. türk ordusu ise özellikle, boğazlar ve trakya bölgesinde yığınak halindedir. çeşitli devletler nezdindeki türk ataşe militerlerinin genelkurmay'a gönderdikleri, kuvvetli uçak filolarıyla desteklenen modern zırhlı ve motorlu orduların cephelerde neler yaptıklarını inceleyen harp raporları, bu modern vasıtalardan mahrum bulunan türk ordusunun subaylarına endişe vermektedir. çünkü türk ordusunun bütün eksiklikleri bir anda sırıtıvermişti. alaylarda tek motorlu vasıta yoktu, tümen toplarını beygirler çekiyordu.

yani ikmal işlerinde kullanılan gayretli vasıtalar; manda arabaları, öküz arabaları, atlı arabalar, deve kervanları, eşek kolları, katır kollan... erlere uygun elbise, palto, çizme matara ve kemer verilemiyor, hatta bir çoğunun battaniyesi bile yoktu. ordu iyi beslenmiyordu. millet de iyi bir durumda değildi. memleket sefalet bataklığına gömülmüş, halkın en zaruri ihtiyaçları ekmek, şeker, patiska, basma hatta kefen bezi dahi vesikaya bağlanmıştı. rahat yaşayanlar sadece millî şef ve onun yakınları, vekiller, halk partisi kodamanları, sivil bürokrasinin en üst kademeleri rahat bir hayat sürebiliyorlardı. zamanın başbakanı şükrü saraçoğlu, şekere sürekli yapılan zamlarla ilgili halktan şikayet gelince; "şeker lüks maddedir ne yapalım? parası olmayan yemesin..." diyebiliyordu.

halka ekmek diye kapkara çamur gibi berbat hamur parçası dağıtılırken, bütün yöneticilere diledikleri kadar beyaz undan has ekmekler sağlanıyor, rüşvet, suiistimal, vurgunculuk almış başını yürüyordu.

gazozcular

bu sıkıntılar sadece halk kademesinde değil aynı zamanda ordunun üst kademesinde de hissediliyordu. başta millî şef ve yardakçıları olmak üzere idareciler orduya ve onun kumanda kademesini teşkil eden subay ile generallere karşı çok küçümser ve önemsemez tavır içindeydiler. artan hayat pahalılığı subayları perişan ediyor, bunaltıyordu. her yerde subaylar ikinci derece insan muamelesi görüyordu. ankara'daki apartmanların bodrum katlan halk arasında "kurmay subay katı" olarak isimlendirilmişti. eğlence yerlerinde subayların adı "gazozcu" idi. kurtuluş savaşını yapmış bir ordunun subaylarına bu isimler reva görülüyordu.

sefaletin artışıyla, istanbul çin'in başkentine dönmüş, hırsı kamçılanan komünizm surda, burda yuvalanmaya çalışırken, siyasi ve askeri rus taktiği olarak birtakım satılmışlar, sovyetler birliği'ne karşı aydınlar arasında sempati uyandırmaya çalışıyordu. bu kişiler, devletin milli eğitim kadrosunda öğretmen olarak atanıyor, kitaplar yazılıyor, piyesler oynatılıyordu.

türkçü başbakan

işte bu olayların yaşandığı günlerde nedense bilinmez, başbakan şükrü saraçoğlu tbmm'de bir nutuk verdi.
"ben türkçü bir başbakanım"...
"türkçülük bizim için bir kültür meselesi olduğu kadar bir kan meselesidir".

bu konuşma bazı çevrelerin suratına şamar gibi patlamıştı. tanınmış türk düşünürü şair ve yazar nihal atsız bu sıralarda boğaziçi lisesi'nde edebiyat öğretmenliği yapıyor aynı zamanda da orhun dergisini yayınlamaktaydı. milliyetçi bir dergi olan orhun dergisi başbakan'ın milliyetçilik anlayışına kayıtsız kalamazdı ve kalmadı da. nihal atsız, başbakan şükrü saraçoğlu'na hitap eden iki mektup yayınladı. bu mektuplarda nihal atsız, şükrü saraçoğlu'na özet olarak şunları söylüyordu:
"memlekette açıktan açığa komünist propagandası yapan dergiler çıkarılmakta ve bunlar milli eğitim bakanlığının emri ile okullara dağıtılmaktadır...
bursa cezaevinde yatmakta olan nazım hikmet'e, milli eğitim bakanlığı tarafından el altından paralar verilmektedir.
milli eğitim bakanı hasan ali yücel ya bunları bilmiyor ya da görmek istemiyor... kendisi ihanet içindedir..."

bu mektuplar halk arasında büyük yankı yaptı. aydınlar ve düşünürlerle meclisteki vekilleri hem şaşırttı hem de dehşete düşürdü.

çünkü, nihal atsız'ın mektuplarında tek yanlış ve tek yalan yoktu. atsız doğru söylüyordu: "milli eğitim bakanlığı türkiye'de komünistlerin sığınağı halini almıştı" diye başbakan şükrü saraçoğlu'da sarsılmıştı. "ben milliyetçiyim, ırkçıyım, türkçüyüm" diye avaz avaz bağıran bir iktidarın başbakanı komünistleri devlet parasıyla nasıl beslerdi?

yaşa-varol atsız

ve beklenen oldu. vatan haini sabahattin ali, nihat atsız'ı mahkemeye verdi. ankara'dan açılan dava için atsız bir akşam kimseye haber vermeden haydarpaşa'dan trene binerek ankara'ya hareket etti. nihal atsız ankara garı'na ayak bastığı an adeta yer yerinden oynadı. onun geleceğini haber alan binlerce üniversiteli genç ellerinde çiçek buketleriyle atsız'ı karşılamaya gelmişti. gençler türkçü yazan kaptıkları gibi omuzlarına aldılar. milli marşlar söyleyerek gardan çıkardılar.
- kahrolsun komünistler!..
- yaşa atsız...
- çok yaşa varol, nihal atsız!..
bağırışları altında ve büyük sevgi gösterileriyle kalacağı otele götürdüler. iş bununla da kalmadı. otelden ayrılan gençler;
- yaşasın türk milleti !.. ,
- yaşasın milliyetçi türkiye!..
- kahrolsun komünistler!..
haykırışları altında meydanlarda, sabahattin ali'nin ve nazım hikmet'in kitaplarını öbek öbek yaktılar.

kafalar yarıldı, gözler patlatıldı

türkçü yazar nihal atsız 3 mayıs 1944 günü mahkemeye çıkarıldı. adliye binasının içi ve dışı binlerce talebe tarafından doldurulmuştu. aynı anda da çankaya'da toplanan milli şef ve yandaşları kafa kaldırmaya başlayan bu yeni neslin gözleri daha fazla açılmadan kafasını kırmaya karar verdiler. karar derhal ankara'daki zabıta kuvvetlerine iletildi.

vurun vatan hainlerine!

mahkemede savunmasını veren atsız, hakim ve savcının ortak kararıyla serbest bırakıldı, adliye önüne çıkan türkçü yazan onbinlerce insan "yaşa-varol" sesleriyle karşıladı. işte bu sırada 3 mayıs günü heyecanla sokağa fırlayan ve komünistlik karşısında dikilen, satılmış hainlere nefretini haykıran üniversite gençliğine ve halka millî şefin emriyle zabıtanın hücumu başladı. saldıranlar zerre kadar merhamet göstermediler, milliyetçi gençleri kıyasıya dövdüler. kafa yardılar, göz patlattılar... vücutları morarıncaya kadar, üstleri başları kan içinde kalıncaya kadar, kolları kaburgaları kırılıncaya kadar dövdüler. bu hengamede nihal atsız da siyasi polis tarafından tutuklandı.

inönü'nün ithamı

19 mayıs 1944 günü yapılan gençlik bayramı töreninde bir konuşma yapan devrin cumhurbaşkanı ismet inönü, atsız ve arkadaşlarını çok ağır bir dille suçladı. bu nutkun ardından yurt çapında bir milliyetçi avı başladı. bir çok milliyetçi üniversite genci de yakalanarak ağır işkencelere maruz bırakıldı. ancak ortaçağdaki engizisyon mahkemelerinde uygulanabilecek işkencelerin sergilendiği bu tevkifat sadece milliyetçi öğrencilere matuf değildi. bu arada, milliyetçi ilim adamı, doktor, mühendis, memur, sanatkâr ve subay da tevkif edilmiş, tabutluklara tıkılmıştı.

tabutluğa kapatıldılar

ankara'daki nümayişte yüzlerce milliyetçi genç tutuklandı. ardından gelen 19 mayıs bayramında bir konuşma yapan millî şef, milliyetçiler hakkında tehditlerini sürdürünce yurt genelinde büyük tutuklamalar başladı. orhun dergisine abone olanlar, yazıları çıkanlar, hatta nihal atsız'a sokakta selam vermiş olanlar hep tutuklandılar. atsız'ın evinde yapılan aramada, o sırada üsteğmen olan alparslan türkeş'in mektup ve yazılan çıkınca, sıkıyönetim komutanlığı tarafından o da tutuklandı. erdek'teki birliğinden alınarak istanbul'a getirilen türkeş, tophane'deki askeri cezaevi'ne kapatıldı. daha sonra ırkçı ve turancı olduğunu, hükümeti devirmeye çalıştığını itiraf etmesi için ünlü sansaryan han'da "tabutluk" denilen hücreye kapatıldı, günlerce işkence gördü. alparslan türkeş'le beraber, nihal atsız, zeki velidi togan, hüseyin namık orkun ve reha oğuz türkkan gibi 23 türkçü ve türk milliyetçisi "turancılık" suçuyla tutuklanıp ağır işkenceler gördüler. bu işkenceler sonucu suçu sadece türk milliyetçisi olan reha oğuz türkkan bir gözünü kaybetmiş, doktor mehmet külahlıoğlu'nun ciğerleri ağır hasar görmüş günlerce kan kusmuş, tüberküloz teşhisiyle aylarca senatoryumlarda tedavi görmüştür. üç yıl süren mahkemeler sonucunda "turancılık ve ırkçılık" suçlamasıyla karşı karşıya kalan tüm 'türkçüler' beraat ettiler.
---------------alıntı---------------
"internetten kutlanan tek bayramdır" tespiti kabul edilsede edilmesede haklıdır ve türk milliyetçileri'nin üreticiliklerinin ve yaratıcılıklarının tükenmek üzere olduğunun değişik bir şekilde ilanıdır. ayrıca daha adını dahi netleştiremediğimiz gündür.
3 mayıslar samimi bir coşkuyla en azından türk milliyetçileri tarafından türk dünyasına yayılır,türk milliyetçileri 3 mayısların anlam ve önemine uygun anma ve organizasyonlar tertip eder işte o gündür 2.ergenekon'dan çıkışımız.
ayrıca 1 mayıs günü ekranlarının köşesine kızıl bayrak koyup gün boyu marşlar dinleten sol kanallar gibi bengütürk'ün de gün boyu 3 mayıs coşkusunu yaşatmasını isterdim ama olmadı.
bir itirafta bulunayım her üç mayıs benim için aslında bir hüzündür ; seçim zamanı 3 hilal'e oy atıp saçma salon toplantılarında sırf birilerine görünebilmek için kıç yırtan kişilerin 3mayıs ile alakalı hiç bir bilgi ve fikrinin olmaması her sene tekrar yüzüme vurulur ve her 3 mayıstan sonra 1 hafta kendime gelemem.

ne diyelim arayanlar mesaj ile kutlayanlar sağolsunlar... özelde bize ait tek gün,değerini bilelim.
sadece internetten kutlanmıyor. buca eski stadı çevik bir meydanı'nda orhan hakalmaz, yıldırım yıldızdoğan ve ali kınık katılımıyla kutlanmıştır. adana'da kıraç'ın katılımıyla kutlanmıştır. yeteri derecede önem vermediğimiz konusunda katılabilirim bu fikre ama sadece internetten kutlanmadığı bir gerçek.

http://tinyurl.com/cog7gb9
her geçen gün biraz daha olgunlaşıp oturan gündür.
''türkler tokat yedikçe akıllanır'' sözünüde kanıtlar niteliktedir.
yıllarca türkler egemenlik ve güç sahibiyken hiç hatırlanmayan gün, ezilip/dışlanıp/horlandığı en kara dönemde hatırlanıp kutlanması; bahsedilen tezi kanıtlamıştır.

izmir taraftar gruplarına karşıyaka'nın katılmamasının tek nedeni göztepe'dir. ''göztepe varsa, biz yokuz'' gibi çocukca bir inatlaşma yanaşmıştır. ezeli rakipler, yan yana görülmek istememiştir.
her maçta birbirlerine ağıza alınmayacak küfürler eden iki taraftar grubunun yan yana gelmemesi bencede daha hayırlıydı.
Tarihin aydınlatamadığı, bilimin yetersiz kaldığı, zamana meydan okuyarak kahramanlığı ile ölümsüz olan; kılıcın sadece bedeni öldürdüğü gerçeğini bir kere daha yansıtan Alp Er Tunga’nın kılıcıdır 3 Mayıs. Millet nedir bilmeyen dünyaya birliği gösteren, insanların nefsinin hakim olduğu dünyaya ‘’üLKü’’yü öğreten, ahlakın ne olduğunu bilmeyen dünyaya Türk’ün töresini hakim kılan, Türklük için vatan için canı da dahil kendi malını hiçe sayan Tanrıkut Mete’nin buyruğudur 3 Mayıs. özgürlüğün Türk’ün simgesi olduğunu ispatlayan, zulmün hakim olduğu yerde zalime başkaldıran, 40 yiğidi ile vuruldukça ölümsüzleşen Kür şad’ın andıdır 3 Mayıs. Türk’ün teşkilatçılığını gösteren, il derleyip toplayan ilteriş Kağan’ın cengidir 3 Mayıs. Orta çağ’ın karanlığa bürüdüğü avrupa’ya adaleti getiren, papayı önünde diz kıldıran Tanrı’nın kırbacı Attila’nın tuğudur 3 Mayıs. Anadolu’yu bozkurt yurdu yapan

Sultan Alp Arslan’ın otağıdır 3 Mayıs. Türk’ün büyüklüğünü doruklara çıkaran, 3 kıtada hüküm süren Muhteşem Süleyman’ın kanunudur 3 Mayıs. Türk’ün yurdunda çakalların kol gezdiği, hasta adamın artık yaşayacağına dair ümitlerin kaybolduğu sırada bir Allah’tan bir de Türk milletinden ümit kesilemeyeceğinin dersini emperyalist uşaklara veren Mustafa Kemal’in ışıl, ışıl parıldayan gözleridir 3 Mayıs. Türklüğü unutturulmaya başlandığı sırada, Türklüğün töresini tekrar hatırlatan Nihal ATSıZ’ın kalemidir 3 Mayıs. Yabancı ideolojilerin yer kapmaya çalıştığı Türk yurdunda, kurtuluşu ya komunizmde ya kapitalizmde arayan dalkavuklara HAYıR diyerek çareyi yine Türklük olduğunu gösteren Başbuğumuz Alparslan Türkeş’in vasiyetidir 3 Mayıs !



3 Mayıs sade bir gün değildir elbet ! 3 Mayıs Yahudi Karl’ın, kızıl komunist Mao’nun, Türk düşmanı Lenin’in önünde Kafkas kartalı şeyh şamil gibi durabilmektir. 3 Mayıs maceracı Che’nin hikayelerini dinlemek değil Osman Batur’un savaş türkülerine eşlik etmektir. 3 Mayıs Kerkük Türkmen’ini duasına katmak, Karabağ ile aynı anda ağlamak, Doğu Türkistan denildikçe kanayan yaralara merhemdir 3 Mayıs.



3 Mayıs’ı sadece tarihte aramak üLKüCü TüRK GENçLiğiNE yapılan bir hakarettir. Damarlarımızda Tanrıkut Mete’nin kanı, gözlerimizde Mustafa Kemal’in ışığı, kulaklarımızda Başbuğumuz’un emri vardır. Türklüğün ard arda darbeler yediği, Türklüğün lugatımızdan silinmesi için her türlü yollara başvurulduğu şu dönemde başımız dik, alnımız açık NE MUTLU TüRK’üM DiYENE diyebilmektir 3 Mayıs.