cumhurbaşkanlığı seçimi – Muhalif Sözlük
Devlet hizmeti para kazanma, zengin olma yeri değildir; halka ve Hakka hizmet etme yeridir. Ancak kamu görevi görenlere, namerde muhtaç olmayacak, ihtiyaçlarını karşılayacak kadar maaş takdir edilir ve onlar da onunla iaşesini temin ederler. Bediüzzaman Münazarat isimli eserinde “Maişet için tarîk-i tabiî (tabii, doğal yol) ve meşru ve zîhayat, sanattır, ziraattir, ticarettir. Gayr-ı tabiî ise, memuriyet ve her nev’iyle imarettir. imareti, (kamu yöneticiliğini) ne nam ile olursa olsun medâr-ı maişet edenler, bir nevi cerrar ve aceze (düşkün) ve seeledir(dilenci). Memuriyete veya imarete giren, yalnız hamiyet ve hizmet için girmelidir. Yoksa yalnız maişet ve menfaat için girse, bir nevi çingenelik eder” demektedir. Bediüzzaman’a göre memuriyet ve kamu yöneticiliği gelir kapısı ve geçim, iaşe noktasında tabii olmayan yollardır. Bu meslekler ancak hizmet için yapılmalıdır.
islam tarihinde örnek alacağımız pek çok insan kamu görevlerini mal biriktirilecek, geçim temin edilecek, zengin olunacak yerler olarak görmemişler, aksine kamu görevi yaptıkları sürelerde fakirleşmişlerdir. Hazreti Peygamber, hanımı Hatice validemizden dolayı varlıklı bir insandı; farklı coğrafyalara kervanları kalkardı. Ama Hazreti Peygamber bu serveti davası için sonuna kadar tüketmiştir. Devlet başkanı olarak vefat ettiğinde Hazreti Peygamber evinin temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamayacak kadar fakirdi. Vefatını müteakip kalkanının o dönemin temel gıdası olan hurma karşılığı bir Yahudi’ye rehin olarak verildiği ortaya çıkmıştı. Demek ki günlük ihtiyacını karşılayacak gıda maddelerine sahip değildi.
Hazreti Ebu Bekir devlet başkanı olduğunda iaşesini temin etmek için başkalarının keçilerini/koyunlarını sağmak ve evini oradan geçindirmek durumunda kalmıştı. Hazreti ömer’in teklifi ile “devlet işleri aksamasın” diye kendisine bir maaş takdir edildikten sonra bütün vaktini devlet işlerine ayırıp, iaşesi için çalışmayı bırakmıştı. Oysa Hazreti Ebu Bekir Mekke’nin en zenginlerinden birisiydi ve bu servetini islam davası uğruna tüketmişti. Halife/devlet başkanı iken takdir edilen maaşın sadece zaruri olan kısmını kullanmış, ihtiyacından artan kısmını bir küpe doldurmuş ve vefatına yakın hazineye iade etmişti. Halife ömer bunu ağlayarak anlatacak ve Hazreti Ebu Bekir’in “yaşanmaz bir hayat bıraktığını” ifade edecekti.
Hazreti ömer 8 yıl devlet başkanlığı yaptı ve döneminde zamanın en büyük iki imparatorluğundan iran fethedildi, Bizans içlerine girildi; Mısır fethedildi. Devletin sınırları Afrika’dan Anadolu içlerine, oradan Hazar kıyılarına kadar uzandı. devlet oldukça güçlü ve zengindi; ama Hz. ömer fakirlik ve yokluk içinde vefat etti. Kudüs’ü teslim almaya, giydiği çok yamalı gömlekle gitmesi meşhur bir vakadır. Hazreti Osman zengin idi, ama defalarca servetinin önemli kısmını davası için ve devlet için feda etmişti. Yani devlet sırtından geçinmemiş, devleti hortumlama gibi bir niyet taşımamıştı. Hazreti Ali yıllarca devlet başkanlığı yaptı ama yaz-kış aynı elbiseyi giyerdi; yazın terler kışın ise o elbise ile üşürdü. islamcılık düşüncesini ortaya atan ve hilafet müessesesini en etkili şekilde kullanan, 33 yıl iktidarda kalan 2. Abdülhamid mutlak sultan olmasına, kimsenin hesap sorma hakkı olmamasına rağmen hazineden geçinmemiş, marangozluk yaparak iaşesini temin etmiştir. Rehber kabul edilecek ve örnek alınacak bütün büyükler amme hakkına riayet, kamu kaynaklarını gereğince kullanma noktasında çok titiz davranmışlardır.
Bugün demokratik ülkelerde aynı şeyi görüyoruz. Müslüman olmayan, pek çoğu itibariyle ahiret ve hesap günü inancı bulunmayan devlet adamları kamu kaynaklarını kullanmakta çok sorumlu davranmaktadır. En küçük bir usulsüzlük ve suiistimalde demokratik ülkelerin kamuoyları makamına bakmaksızın bu kişilerin istifasını istemekte, yargı ve ilgili kurumlar ayrıntılı hesap sormaktadır.

Peki sorarım sizlere ey dostlar.Devletin başıma devlet için malını,kendini dahi feda edebilecrk birisi mi,yoksa devletten çıkar sağlayan birisi mi gelmeli?