Türk edebiyat tarihinin en büyük alimi Ord. Prof. Dr. M. Fuat Köprülü Hoca der ki "Türk edebiyatının bir kefesine Dede Korkut öykülerini diğer kefesine geri kalanını koyunuz yine de Dede Korkut öyküleri ağır basar."
Köprülü'nün sözünün kesinlikle bir abartı olmadığı eserin muhtevası görüldüğünde anlaşılır.
Tahimi olarak on beşinci asırda yazıya geçirildiği bilinen ancak daha eski asırlarda meydana geldiği söylenen birtakım tarihi hadiselerin Oğuz boyları tarafından yarı gerçek yarı efsane ve kısman de halk hikayesi şeklinde söylendiği ve toplam on iki öyküden oluşan eserdir.
işbu öykülerde Osmanlı devrinde Azerbaycan sahasında yaşayan Oğuzların kültüründen türlü unsurlar yer almaktadır. Onların yaşamı, inanışları, kaygıları, umutları, cemiyet münasebetleri hakkında ciddi bilgiler yer alır.
Eserin dili Eski Anadolu Türkçesi hususiyetlerini gösterip devrin saray ve münevver diline nazaran gayet sadedir. Yabancı terkiplerden arı, yaşayan dil kullanılır.
Hadiselerin geçtiği umumi coğrafya öykülerde geçen yer adlarından çıkarılacak olunursa Erzurum, Dağıstan, Tebriz üçgeni bir sınır olarak çizilebilir. Tabiat unsurlarının, canlı hızlı bir anlatımın dikkat çektiği öykülerde en yüksek insanlık vasfı da kahramanlıktır. öyle ki ad almak, kız almak kahramanlık gerektiren işlerdir. Ergin Hoca'nın hazırladığı Dede Korkut Kitabı önsözünde bu öykülerin en mühim birinci özelliği olarak "müellifinin millet olması" gösterilir.
Köprülü'nün sözünün kesinlikle bir abartı olmadığı eserin muhtevası görüldüğünde anlaşılır.
Tahimi olarak on beşinci asırda yazıya geçirildiği bilinen ancak daha eski asırlarda meydana geldiği söylenen birtakım tarihi hadiselerin Oğuz boyları tarafından yarı gerçek yarı efsane ve kısman de halk hikayesi şeklinde söylendiği ve toplam on iki öyküden oluşan eserdir.
işbu öykülerde Osmanlı devrinde Azerbaycan sahasında yaşayan Oğuzların kültüründen türlü unsurlar yer almaktadır. Onların yaşamı, inanışları, kaygıları, umutları, cemiyet münasebetleri hakkında ciddi bilgiler yer alır.
Eserin dili Eski Anadolu Türkçesi hususiyetlerini gösterip devrin saray ve münevver diline nazaran gayet sadedir. Yabancı terkiplerden arı, yaşayan dil kullanılır.
Hadiselerin geçtiği umumi coğrafya öykülerde geçen yer adlarından çıkarılacak olunursa Erzurum, Dağıstan, Tebriz üçgeni bir sınır olarak çizilebilir. Tabiat unsurlarının, canlı hızlı bir anlatımın dikkat çektiği öykülerde en yüksek insanlık vasfı da kahramanlıktır. öyle ki ad almak, kız almak kahramanlık gerektiren işlerdir. Ergin Hoca'nın hazırladığı Dede Korkut Kitabı önsözünde bu öykülerin en mühim birinci özelliği olarak "müellifinin millet olması" gösterilir.