DENEMELER / MONTAiGNE
Pliniusun dediği gibi: herkes kendisi için bir derstir... elverir ki insan kendini yakından görmesini bilsin...
Kusur korkusuyla suç işliyoruz (Horatius)
Gurur insanın düşüncesindedir... söze dökülen onun pek küçük bir parçasıdır...
Kendinden aşağıya bakıp da kendi kafasına hayran olan adam, kendinden yukarıya, geçmiş yüzyıllara gözlerini kaldırsın... o zaman yüzlerce devin ayakları altında kalacak ve burnu kırılacaktır...
Bilgeliğin en açık görüntüsü sürekli bir sevinçtir...
Epiharmus der ki insan düşünce ile görür ve duyar...
Ancak küçük ruhlar işlerin ağırlığı altında ezilir... onlardan sıyrılmayı, bir yerde durup yeniden başlamayı bilmezler...
şurada dünyanın çamuru ve pisliği içinde oturduğunu, evrenin en fena, en ölü, en aşağı katında, göklerin kubbesinden en uzakta, üç cinsten yaratıkların en kötü hallileriyle beraber, dünya evinin en alt katına bağlı ve çakılı olduğunu bilip, görüp ve yine hayaliyle aydan yukarılara çıkarak gökleri ayakları altına indirmek sevdasıyla yaşar insanoğlu...
insanın doğuşunu görmekten herkes kaçar ama ölüşünü görmeye hep beraber gideriz... insanı öldürmek için gün ışığında, geniş meydanlar ararız ama onu yaratmak için karanlık köşelere gizleniriz...
Tavus kuşuna haddini bildiren ayaklarıdır...
Ah zavallılar! Sevinçlerini suç sayanlar... (Gallus)
Ey dostlarım! Dünyada dost yoktur... (Aristo)
Onunla her şeyi paylaşmak zevkinden mahrum kalınca/Hiçbir zevki tatmamaya karar verdim... (Terentius)
Madem ki vakitsiz bir ölüm seni,
Ruhumun yarısı olan seni, alıp götürdü;
Yeryüzünde varlığımın yarısından,
En aziz parçasından yoksun yaşamakta
Ne anlam var? O gün ikimiz birden öldük...
(Horatius)
Ve keder atımızın terkisine binip gelir... (Horatius)
Niçin başka güneş, başka toprak ararsın?
Yurdundan kaçmakla kendinden kaçar mısın?
(Horatius)
Kırdım diyorsun zincirlerini;
Evet, köpek de çeker koparır zincirini,
Kaçar o da, ama halkaları boynunda taşıyarak...
(Persius)
Zincirlerimizi götürürüz kendimizle birlikte... tam bir özgürlük değildir kavuştuğumuz... döner döner bakarız bırakıp gittiğimize... onunla dolu kalır düşlerimiz...
insanın mümkünse karısı, çocuğu hele sağlığı olmalı... ama saadetini yalnız bunlara bağlamamalı... kendimize dükkanın arkasında yalnız bizim için bağımsız bir köşe ayırıp orada gerçek özgürlüğümüzü, kendi sultanlığımızı kurmalıyız... orada yabancı hiçbir konuğa yer vermeksizin kendi kendimizle her gün baş başa verip dertleşmeliyiz... karımız, çocuğumuz, servetimiz, adamlarımız yokmuş gibi konuşup gülmeliyiz... öyle ki hepsini kaybetmek felaketine uğrayınca onlarsız yaşamak bizim için yeni bir şey olmasın...
ıssız yerlerde kendin için bir alem ol... (Tibullus)
Vah vah! Nasıl olur da insan bir şeyi kendinden daha çok sevmeye kalkar... (Terentius)
Saadet bile haddini aşarsa azap olur... (Seneka)
Kurnazlıkların para etmediğini gördüm de güldüm... (Ovidius)
En az bildiğimiz şeyler tanrılaştırmaya en elverişli olanlardır...
Bir çocuk dünyaydı bulduğumuz... öyleyken biz onu ne doğal değer ve gücümüzün üstünlüğüyle dizginimiz altına soktuk, ne doğruluğumuz ve iyiliğimizle yetiştirdik, ne de ruh yüceliğimiz, cömertliğimizle kendimize bağladık...
Açtıkları yarada canlarını bırakırlar... (Vergilius)
Bir köylü kadın hakseverliğiyle ünlü bir generale bir askerini şikayet etmiş... bu askerin zorla çocuklarına yedirmekte olduğu elinde kalan birkaç parça lapayı gasp ettiğini söylemiş... ama hiç kanıt yokmuş ortada... general kadına iyi düşün, haksız yere suç yüklüyorsan cezasını görürsün demiş... kadın diretince işin doğrusunu anlamak için askerin karnını yardırmış... ve kadın haklı çıkmış... sorgusu içinde idam cezası...
Bütün umudum kendimde... (Terentius)
Ne işimiz var o sevinç yelleri ortasında bu düşkün halimizle...
Görsün diye mi gençlik
Kahkahalarla gülerek
Bizim küllenen meşalemizi...
(Horatius)
şeytanın gücü beldedir der ermiş Hieronimus...
insan her yerde hep o insandır ve bir insanın özünde soyluluk olmadı mı dünyanın tacını giyse yine çıplak kalır...
ölüm... bütün dertlerin bittiği yere gideceğiz diye dertlenmek ne budalalık!
Bize verdiği hayatı kemirmeye başlar ilk saatimiz... (Seneka)
Babalarınız başka türlüsünü görmedi... torunlarınız da başka türlüsünü görmeyecek... (Lucretius)
Yorgunluğu oluşturan son adım değildir... son adımda yorgunluk sadece meydana çıkar... bütün günler ölüme gider, son gün varır...
Cimriliği yaratan yoksulluk değil, zenginliktir daha çok...
Herkes kendinden başka şeylerin peşindedir... hep kendinden ötesine gitmek sevdasındadırlar... bense kendi içime yuvarlanıp gidiyorum...
Okunu hedeften öteye atan okçu, okunu hedefe ulaştıramayandan daha başarılı sayılmaz... insanın gözü karanlıkta da iyi görmez, fazla ışıkta da...
Tehlikelerden kaçınmakta aşırı telaşa düşmek, kendimizi tehlikelerin kucağına atmanın en kestirme yoludur...
Korku kimi zaman topuklarımıza kanat takar, kimi zaman da ayaklarımızı yere çiviler...
Alışkanlık pek yaman bir hocadır ve hiç şakası yoktur... yavaş yavaş, sinsi sinsi içimize ilk adımını atar, başlangıçta kuzu gibi sevimli, alçakgönüllüdür... ama zamanla oraya yerleşip kökleşti mi, öyle azılı ve amansız bir yüz takınır ki kendisine gözlerimizi bile kaldırmamıza izin vermez...
Kendimiz sandığımızdan çok daha fazla zenginiz ama bizi oradan buradan alarak, dilenerek yaşamaya alıştırmışlar... kendimizden çok başkalarından faydalanmaya zorlamışlar bizi...
Yiğitlik kolun bacağın değil, yüreğin, ruhun sağlamlığındadır... atımızın, silahlarımızın değerinde değil, kendi değerimizdedir... ölüm karşısında kılı kıpırdamayan, can verirken düşmana yiğitçe yukarıdan bakan bize değil, talihe alt olmuştur... yenilmiş değil, öldürülmüştür...
Yunanlı komedya şairi Philemon: Hiçbir hekim dostlarının bile sağlığından hoşlanmaz dermiş, hiçbir asker de yurdundaki barıştan...
övmek için de olsa beni olduğumdan başka türlü göstermek isteyeni yalanlamak için öbür dünyadan seve seve kalkar gelirdim...
Yaşamak için toprağımız olmayabilir, ama ölmek-ölmemiz için toprak bulunur nasıl olsa!
Sanmıyorum ki insanlıkta saçmalıktan fazla dert, budalalıktan fazla kötülük olsun...
Nefret ettiğimiz şey yüreğimizde yeri olan bir şeydir...
Kendileri hiç de iyi olmayanlar kötü bir eylemden çıkar sağladıktan sonra rahat yürekle işe biraz doğruluk kazandırmaktan hoşlanırlar... bir karşılık ödüyormuş, vicdanlarını temizliyorlarmış gibi...
Hayata yalnız hayatta olduğum için bağlanmaya zaten alışkınım...
Yaşamımızı ölüm kaygısıyla, ölümümüzü de yaşam kaygısıyla bulandırıyoruz...
Yaşadım, talihin bana yürüttüğü yol bitti... (Vergilius)
ihtiyarlığımın bana verdiği bütün ferahlık, hayatı bulandıran arzu ve endişelerden birçoğunu söndürmüş olmasıdır...
Bizi komşumuzla kavgaya sürükleyen sebep, hükümdarları savaşa sürükler... uşağımıza dayak atmamıza sebep olan şey krala bütün bir milleti mahvettirebilir... onların istekleri de bizimkiler kadar sudandır ama kudretleri daha fazladır... kral da dilenci de aynı iştahla acıkırlar...
öfke ve kin doğruluğun sınırları dışındadır... bu tutkular yalnız işlerine akıllarıyla bağlanamayanların işine yarar...
Bana güvenilen bir sırrı kutsal bir emanet gibi saklarım ama sırları elimden geldiğince bilmemeye çalışırım...
Ne yaparsınız bu adamlara! Yazılı olmayan lafı dinlemezler, kitaba geçirmedikçe söze inanmazlar, gerçeğe sakallı olmadıkça kulak vermezler... budalalıklar yazı kalıbına döküldü mü bir ciddilik kazanıyor...
Bir kavgaya sudan sebeplerle katılanların, sudan sebeplerle ayrılıvermeleri olağandır...
Yüksek mevkilerde sağ duyuya az rastlanır... (Juvenalis)
Bir düzeni sarsanlar onun yıkılmasıyla ilk ezilenler olur çok kez... kargaşalığı çıkaran yararını kendi görmez pek... başka balıkçılar için suları bulandırmış olur...
Ardımdan gelenler dostum oldukları için gelmiyorlar... halleşip dertleşmeyen insanlar arasında dostluk olmaz... o kadar yükseklere çıkmışım ki insanlarla alışverişim kalmamış... birbirimizden çok ayrılmış, çok uzaklaşmışız...
Bir Fransız köylüsü demiş ki: şu akılsız kral biraz işini bilse pekala bizim beyin kahyası olabilirdi... adamın hayal gücü efendisinin üstünde bir büyüklük tasarlayamıyor...
Bana doğru gelen hiçbir şey yoktur ki, yanlış gibi de gelmesin...
Her şerefli insan vicdanını yitirmektense, şerefini yitirmeyi yeğ görür...
Pitagoras der ki: Hayatımız olimpiyat oyunlarında biriken büyük kalabalığa benzer... kimileri oyunlarda ün kazanmak için bedenlerini işletirler, kimileri para kazanmak için satacak mallar getirirler, kimileri de çıkar düşünmeden her şeyin niçin, nasıl yapıldığına bakar, kendi hayatlarını anlamak ve düzenlemek için başkalarının hayatlarını seyrederler... ki en karlısı bunlardır...
Pliniusun dediği gibi: herkes kendisi için bir derstir... elverir ki insan kendini yakından görmesini bilsin...
Kusur korkusuyla suç işliyoruz (Horatius)
Gurur insanın düşüncesindedir... söze dökülen onun pek küçük bir parçasıdır...
Kendinden aşağıya bakıp da kendi kafasına hayran olan adam, kendinden yukarıya, geçmiş yüzyıllara gözlerini kaldırsın... o zaman yüzlerce devin ayakları altında kalacak ve burnu kırılacaktır...
Bilgeliğin en açık görüntüsü sürekli bir sevinçtir...
Epiharmus der ki insan düşünce ile görür ve duyar...
Ancak küçük ruhlar işlerin ağırlığı altında ezilir... onlardan sıyrılmayı, bir yerde durup yeniden başlamayı bilmezler...
şurada dünyanın çamuru ve pisliği içinde oturduğunu, evrenin en fena, en ölü, en aşağı katında, göklerin kubbesinden en uzakta, üç cinsten yaratıkların en kötü hallileriyle beraber, dünya evinin en alt katına bağlı ve çakılı olduğunu bilip, görüp ve yine hayaliyle aydan yukarılara çıkarak gökleri ayakları altına indirmek sevdasıyla yaşar insanoğlu...
insanın doğuşunu görmekten herkes kaçar ama ölüşünü görmeye hep beraber gideriz... insanı öldürmek için gün ışığında, geniş meydanlar ararız ama onu yaratmak için karanlık köşelere gizleniriz...
Tavus kuşuna haddini bildiren ayaklarıdır...
Ah zavallılar! Sevinçlerini suç sayanlar... (Gallus)
Ey dostlarım! Dünyada dost yoktur... (Aristo)
Onunla her şeyi paylaşmak zevkinden mahrum kalınca/Hiçbir zevki tatmamaya karar verdim... (Terentius)
Madem ki vakitsiz bir ölüm seni,
Ruhumun yarısı olan seni, alıp götürdü;
Yeryüzünde varlığımın yarısından,
En aziz parçasından yoksun yaşamakta
Ne anlam var? O gün ikimiz birden öldük...
(Horatius)
Ve keder atımızın terkisine binip gelir... (Horatius)
Niçin başka güneş, başka toprak ararsın?
Yurdundan kaçmakla kendinden kaçar mısın?
(Horatius)
Kırdım diyorsun zincirlerini;
Evet, köpek de çeker koparır zincirini,
Kaçar o da, ama halkaları boynunda taşıyarak...
(Persius)
Zincirlerimizi götürürüz kendimizle birlikte... tam bir özgürlük değildir kavuştuğumuz... döner döner bakarız bırakıp gittiğimize... onunla dolu kalır düşlerimiz...
insanın mümkünse karısı, çocuğu hele sağlığı olmalı... ama saadetini yalnız bunlara bağlamamalı... kendimize dükkanın arkasında yalnız bizim için bağımsız bir köşe ayırıp orada gerçek özgürlüğümüzü, kendi sultanlığımızı kurmalıyız... orada yabancı hiçbir konuğa yer vermeksizin kendi kendimizle her gün baş başa verip dertleşmeliyiz... karımız, çocuğumuz, servetimiz, adamlarımız yokmuş gibi konuşup gülmeliyiz... öyle ki hepsini kaybetmek felaketine uğrayınca onlarsız yaşamak bizim için yeni bir şey olmasın...
ıssız yerlerde kendin için bir alem ol... (Tibullus)
Vah vah! Nasıl olur da insan bir şeyi kendinden daha çok sevmeye kalkar... (Terentius)
Saadet bile haddini aşarsa azap olur... (Seneka)
Kurnazlıkların para etmediğini gördüm de güldüm... (Ovidius)
En az bildiğimiz şeyler tanrılaştırmaya en elverişli olanlardır...
Bir çocuk dünyaydı bulduğumuz... öyleyken biz onu ne doğal değer ve gücümüzün üstünlüğüyle dizginimiz altına soktuk, ne doğruluğumuz ve iyiliğimizle yetiştirdik, ne de ruh yüceliğimiz, cömertliğimizle kendimize bağladık...
Açtıkları yarada canlarını bırakırlar... (Vergilius)
Bir köylü kadın hakseverliğiyle ünlü bir generale bir askerini şikayet etmiş... bu askerin zorla çocuklarına yedirmekte olduğu elinde kalan birkaç parça lapayı gasp ettiğini söylemiş... ama hiç kanıt yokmuş ortada... general kadına iyi düşün, haksız yere suç yüklüyorsan cezasını görürsün demiş... kadın diretince işin doğrusunu anlamak için askerin karnını yardırmış... ve kadın haklı çıkmış... sorgusu içinde idam cezası...
Bütün umudum kendimde... (Terentius)
Ne işimiz var o sevinç yelleri ortasında bu düşkün halimizle...
Görsün diye mi gençlik
Kahkahalarla gülerek
Bizim küllenen meşalemizi...
(Horatius)
şeytanın gücü beldedir der ermiş Hieronimus...
insan her yerde hep o insandır ve bir insanın özünde soyluluk olmadı mı dünyanın tacını giyse yine çıplak kalır...
ölüm... bütün dertlerin bittiği yere gideceğiz diye dertlenmek ne budalalık!
Bize verdiği hayatı kemirmeye başlar ilk saatimiz... (Seneka)
Babalarınız başka türlüsünü görmedi... torunlarınız da başka türlüsünü görmeyecek... (Lucretius)
Yorgunluğu oluşturan son adım değildir... son adımda yorgunluk sadece meydana çıkar... bütün günler ölüme gider, son gün varır...
Cimriliği yaratan yoksulluk değil, zenginliktir daha çok...
Herkes kendinden başka şeylerin peşindedir... hep kendinden ötesine gitmek sevdasındadırlar... bense kendi içime yuvarlanıp gidiyorum...
Okunu hedeften öteye atan okçu, okunu hedefe ulaştıramayandan daha başarılı sayılmaz... insanın gözü karanlıkta da iyi görmez, fazla ışıkta da...
Tehlikelerden kaçınmakta aşırı telaşa düşmek, kendimizi tehlikelerin kucağına atmanın en kestirme yoludur...
Korku kimi zaman topuklarımıza kanat takar, kimi zaman da ayaklarımızı yere çiviler...
Alışkanlık pek yaman bir hocadır ve hiç şakası yoktur... yavaş yavaş, sinsi sinsi içimize ilk adımını atar, başlangıçta kuzu gibi sevimli, alçakgönüllüdür... ama zamanla oraya yerleşip kökleşti mi, öyle azılı ve amansız bir yüz takınır ki kendisine gözlerimizi bile kaldırmamıza izin vermez...
Kendimiz sandığımızdan çok daha fazla zenginiz ama bizi oradan buradan alarak, dilenerek yaşamaya alıştırmışlar... kendimizden çok başkalarından faydalanmaya zorlamışlar bizi...
Yiğitlik kolun bacağın değil, yüreğin, ruhun sağlamlığındadır... atımızın, silahlarımızın değerinde değil, kendi değerimizdedir... ölüm karşısında kılı kıpırdamayan, can verirken düşmana yiğitçe yukarıdan bakan bize değil, talihe alt olmuştur... yenilmiş değil, öldürülmüştür...
Yunanlı komedya şairi Philemon: Hiçbir hekim dostlarının bile sağlığından hoşlanmaz dermiş, hiçbir asker de yurdundaki barıştan...
övmek için de olsa beni olduğumdan başka türlü göstermek isteyeni yalanlamak için öbür dünyadan seve seve kalkar gelirdim...
Yaşamak için toprağımız olmayabilir, ama ölmek-ölmemiz için toprak bulunur nasıl olsa!
Sanmıyorum ki insanlıkta saçmalıktan fazla dert, budalalıktan fazla kötülük olsun...
Nefret ettiğimiz şey yüreğimizde yeri olan bir şeydir...
Kendileri hiç de iyi olmayanlar kötü bir eylemden çıkar sağladıktan sonra rahat yürekle işe biraz doğruluk kazandırmaktan hoşlanırlar... bir karşılık ödüyormuş, vicdanlarını temizliyorlarmış gibi...
Hayata yalnız hayatta olduğum için bağlanmaya zaten alışkınım...
Yaşamımızı ölüm kaygısıyla, ölümümüzü de yaşam kaygısıyla bulandırıyoruz...
Yaşadım, talihin bana yürüttüğü yol bitti... (Vergilius)
ihtiyarlığımın bana verdiği bütün ferahlık, hayatı bulandıran arzu ve endişelerden birçoğunu söndürmüş olmasıdır...
Bizi komşumuzla kavgaya sürükleyen sebep, hükümdarları savaşa sürükler... uşağımıza dayak atmamıza sebep olan şey krala bütün bir milleti mahvettirebilir... onların istekleri de bizimkiler kadar sudandır ama kudretleri daha fazladır... kral da dilenci de aynı iştahla acıkırlar...
öfke ve kin doğruluğun sınırları dışındadır... bu tutkular yalnız işlerine akıllarıyla bağlanamayanların işine yarar...
Bana güvenilen bir sırrı kutsal bir emanet gibi saklarım ama sırları elimden geldiğince bilmemeye çalışırım...
Ne yaparsınız bu adamlara! Yazılı olmayan lafı dinlemezler, kitaba geçirmedikçe söze inanmazlar, gerçeğe sakallı olmadıkça kulak vermezler... budalalıklar yazı kalıbına döküldü mü bir ciddilik kazanıyor...
Bir kavgaya sudan sebeplerle katılanların, sudan sebeplerle ayrılıvermeleri olağandır...
Yüksek mevkilerde sağ duyuya az rastlanır... (Juvenalis)
Bir düzeni sarsanlar onun yıkılmasıyla ilk ezilenler olur çok kez... kargaşalığı çıkaran yararını kendi görmez pek... başka balıkçılar için suları bulandırmış olur...
Ardımdan gelenler dostum oldukları için gelmiyorlar... halleşip dertleşmeyen insanlar arasında dostluk olmaz... o kadar yükseklere çıkmışım ki insanlarla alışverişim kalmamış... birbirimizden çok ayrılmış, çok uzaklaşmışız...
Bir Fransız köylüsü demiş ki: şu akılsız kral biraz işini bilse pekala bizim beyin kahyası olabilirdi... adamın hayal gücü efendisinin üstünde bir büyüklük tasarlayamıyor...
Bana doğru gelen hiçbir şey yoktur ki, yanlış gibi de gelmesin...
Her şerefli insan vicdanını yitirmektense, şerefini yitirmeyi yeğ görür...
Pitagoras der ki: Hayatımız olimpiyat oyunlarında biriken büyük kalabalığa benzer... kimileri oyunlarda ün kazanmak için bedenlerini işletirler, kimileri para kazanmak için satacak mallar getirirler, kimileri de çıkar düşünmeden her şeyin niçin, nasıl yapıldığına bakar, kendi hayatlarını anlamak ve düzenlemek için başkalarının hayatlarını seyrederler... ki en karlısı bunlardır...