günlükler kafka – Muhalif Sözlük
GüNLüKLER / KAFKA

kalabalık arasından bir hançer gibi kıvrılarak ilerliyor suçlama ve hiç kimse hançerin ucunun bir ara ansızın kendi önünde arkasında veya yanında belirmeyeceğinden emin olamaz...

nihayet toz ve rüzgar iyi bir koşu arabasının (koşucunun) ardına düşer...

bulmacaya bir şekil gizlendiği önceden bilinmezse bir şey ele geçirilemez...

acımanın güçlülüğü dışardan bakılınca yabancı kişilere yönelik olmasından, oysa gerçekte bizimle olan ilgisinden kaynaklanıyor...

biz eski yüzücüler... şimdi yürür gideriz karada ve bizden geçmiştir...

gezintiye çıkanlar için küçük kentlerin çevresi de küçük oluyor...

Schiller diyor ki: önemli olan duygunun karaktere dönüşümünü sağlayabilmektir...

antitezlere karşı antipati duyduğum kuşkusuz... gerçi bu antitezler bir titizliğin, bir zenginliğin, bir eksiksizliğin doğmasını sağlıyor ama salt yaşam çemberinde bir figür olarak...

üründeki tatlılık onun kesin değeri üzerinde insanı yanılgıya düşürüyor...

beklemenin acılarını bilmediğim için randevularına zamanında giden biri değilim... bir sığır gibi bekliyorum tıpkı...

günlük tutmanın sağladığı bir avantaj, insanı aralıksız yenilgiye uğratan değişimlerin yatıştırıcı bir açıklıkla bilincine varmaktır...

büyük edebiyatlarda ancak bir anlık konuşmaya sebep olan şey, küçük edebiyatlarda herkesin ölüm ve kalımıyla ilgili bir karar niteliği taşır...

hiç bir vakit dostluklara son kez ara verilmiş yerden başlanamaz...

bir yerden beni kurtaracak bir el uzanmasa bile her an böyle bir kurtuluşa layık olmaya çalışacağım...

yaşamaktan kıvanç duyan, başkalarında da bu kıvancı görmek isteyenler; gece bir düğünden dönen ve karşılarına çıkan insanları kim olduğunu bilmedikleri gelinin sağlığına içmeye zorlayan sarhoşlar gibidirler...

ben... yalnızca ben seyirci salonunun gözlemcisiyim...

bir anlam taşıyor ama silik ve bulanık... incecikten akan kan kalbin çok uzağında...

seni sürükleyip götürmek isteyen suda kay ama sürüklenme... başın yukarıda ansızın parlayacak ve parlaklığını bundan sonra yitirmeyecek olan güneşi bekle...

rahat yaşayabilmek için değil, rahat ölebilmek için insanlardan kaçtığımı gözlemledim...

elde ettiğim tüm başarılar sadece yalnızlığımın ürünüdür...

dirlik düzen istiyorum... adım adım yürümek, olmadı koşmak ama başka bir şey kalmamışcasına çekirgeler gibi zıplamak değil...

çektiğim acının büyüklüğü belki gerçekte payıma düşenin çok altındadır...

imkanlar var benim için... doğru ama hangi taşın altında bunlar!

kendisiyle bir yıl aynı şehirde yaşadığım bir kızla dünyada evlenmezdim...

çocuklarından teşekkür bekleyen anne ve babalar tefecilere benzerler... faiz alabilsinler yeter ki, ana parayı elden çıkarma riskine seve seve katlanırlar...

...Tanrının şaheserleri karşılıklı yelleniyorlar...

herkes başkasını olduğu gibi kabul edip sevebilir fakat olduğu gibi kabul edip birlikte yaşayabileceğine inanmaz...

mahkum edilmişsem yalnız son bulmaya değil kendimi sonuna dek savunmaya da mahkum edildim demektir...

doğayı aşma konusundaki tüm güzel sözler yaşamın bakir güçleri karşısında etkisini yitiriyor...

irademizden oluşan kamçıyı kendi elimizle üzerimize indirmemize izin verilmiştir...

yaraya sızlayıcı özelliği kazandıran derinliği ve dal budak salmışlığından çok eskiliğidir...

barışta ilerleyemez, savaşta kırılıp gidersin...

kendini tanıyor, başkalarına inanıyor... ve bu çelişki onu biçip doğruyor...

kimileri güneşi göstererek sefaleti yok sayıyor... kimileri de sefaleti göstererek güneşi yok sayıyor...

ben 'seni seviyorum' sözümle kesintiye uğraması gereken bekleyiş durumundaki sessizliği sevdim... onu yaşadım yalnızca.. ondan başkasını hayır...

yaşamım doğum karşısında bir duraksamadır...

öğleden sonra gömülüyor sabahın umudu...

nasıl ki umutsuz ölüm saatinde hak ve haksızlık düşüncesine dalınmazsa umutsuzluk taşan yaşamda da öyle...açtıkları yaralara okların tamı tamına uygun düşmesi yeterlidir...

yeni doğmuş torunuyla, büyük babanın ortak noktası... dişsiz ağızlar...

sonradan gelenlerin bir kişi üzerinde verecekleri yargının çağdaşlarının o kişi üzerindeki yargısından daha doğru olmasının nedeni ölümdür... ancak öldüğünde, ancak yapayalnız kaldığında kendince gelişebiliyor insan...

ne denli şaşmaz biri olursa olsun insanların başkalarında görebildikleri kendi bakış gücü ve biçimlerinin elverdiği kadardır...

cesaret değil, korkusuzluktur mutluluk...

-Bettina başını koluma dayayabilir mi?
-Bettina'nın başında bit yoksa evet...

yorgunluk kuyusundan
yükselir çıkarız
içimizde zinde güçler
çatık kaşlı baylar
beklerler ki
güçsüz düşsün çocuklar...