Hamlet / SHAKESPARE
Yaşamak mı, yoksa ölmek mi, bütün sorun bu!!
Hamlet
Hamlet, Shakespearenin siyasî, felsefî ve metafizik bir trajedyasıdır. Düşünceyi eyleme geçirmeyi sorgulayan Hamlet için çürümüş Danimarkada iki yol vardır: ya çürümüş düzeni kabullenip deli rolü oynayarak bu düzene katlanacak, kısacası manevî olarak ölmeyi, yani olmamakı seçecek, ya da bu çürümüş düzene karşı çıkıp fiziken ölmeyi dahi göze alarak gerçeği değiştirmeyi, yani olmakı seçecektir.
Yaşamak mı yoksa ölmek mi, bütün sorun bu! Kör talihin sapanlarına, oklarına zihninde tahammül göstermek mi daha mertçe olur, yoksa kaygıların ummanına karşı silahlanp onları yok etmek mi? ölmek; uyumak. O kadar! Bir uykuyla kalp üzüntüsünü, tabiatın bedene miras bıraktığı binbir acıyı erdiriyoruz diyebilmek, candan gönülden istenecek bir son olur. ölmek: uyumak. Uyumak: Belki de rüya görmek ya dert orada: çünkü bu fani kalıbı üstümüzden sıyırıp attıktan sonra, o ölüm uykusunda kimbilir ne rüyalar görürüz düşüncesi bizi durmak zorunda bırakıyor. Yaşamak felaketini uzatan, işte bu düşünce. Yoksa, -insan bir hançerle kendi işini kendi halledebilirken- zamanın sillesine, hakaretlerine, zalimin haksızlıklarına, kendini beğenmişin küstahlıklarına, karşılıksız kalan aşkın ıstırabına, kanunun ihmaline, mevki sahibinin kibrine. Sabırla gösterilen liyakatin değersizlerce hor görülmesine kim tahammül ederdi? Meşakkatli bir hayatın yükü altında inleyip ter dökmeye kim razı olurdu? Ne çare ki, ölüm sınırlarını aşan yolculardan hiçbirinin geri gelmediği o bilinmez ülke- ardında da belki bir şey vardır korkusu, zihnimize şaşkın ederek, bizi bilmediğimiz musibetlere düşmektense içinde olduklarımıza tahammül ettiriyor. Düşünmek işte hepimizi böyle korkak ediyor; azmin gürbüz rengi, tereddüdün soluk gölgesiyle hasta bir renk alıyor. En büyük, en önemli girişimler, bu düşünce yüzünden yollarını değiştiriyor, bir eylem adını almaktan çıkıyorlar. Ama, dur bakayım! Güzel Ophelia ha! Peri sultan, dualarında bütün gnahlarımı hatırla!
Yaşamak mı, yoksa ölmek mi, bütün sorun bu!!
Hamlet
Hamlet, Shakespearenin siyasî, felsefî ve metafizik bir trajedyasıdır. Düşünceyi eyleme geçirmeyi sorgulayan Hamlet için çürümüş Danimarkada iki yol vardır: ya çürümüş düzeni kabullenip deli rolü oynayarak bu düzene katlanacak, kısacası manevî olarak ölmeyi, yani olmamakı seçecek, ya da bu çürümüş düzene karşı çıkıp fiziken ölmeyi dahi göze alarak gerçeği değiştirmeyi, yani olmakı seçecektir.
Yaşamak mı yoksa ölmek mi, bütün sorun bu! Kör talihin sapanlarına, oklarına zihninde tahammül göstermek mi daha mertçe olur, yoksa kaygıların ummanına karşı silahlanp onları yok etmek mi? ölmek; uyumak. O kadar! Bir uykuyla kalp üzüntüsünü, tabiatın bedene miras bıraktığı binbir acıyı erdiriyoruz diyebilmek, candan gönülden istenecek bir son olur. ölmek: uyumak. Uyumak: Belki de rüya görmek ya dert orada: çünkü bu fani kalıbı üstümüzden sıyırıp attıktan sonra, o ölüm uykusunda kimbilir ne rüyalar görürüz düşüncesi bizi durmak zorunda bırakıyor. Yaşamak felaketini uzatan, işte bu düşünce. Yoksa, -insan bir hançerle kendi işini kendi halledebilirken- zamanın sillesine, hakaretlerine, zalimin haksızlıklarına, kendini beğenmişin küstahlıklarına, karşılıksız kalan aşkın ıstırabına, kanunun ihmaline, mevki sahibinin kibrine. Sabırla gösterilen liyakatin değersizlerce hor görülmesine kim tahammül ederdi? Meşakkatli bir hayatın yükü altında inleyip ter dökmeye kim razı olurdu? Ne çare ki, ölüm sınırlarını aşan yolculardan hiçbirinin geri gelmediği o bilinmez ülke- ardında da belki bir şey vardır korkusu, zihnimize şaşkın ederek, bizi bilmediğimiz musibetlere düşmektense içinde olduklarımıza tahammül ettiriyor. Düşünmek işte hepimizi böyle korkak ediyor; azmin gürbüz rengi, tereddüdün soluk gölgesiyle hasta bir renk alıyor. En büyük, en önemli girişimler, bu düşünce yüzünden yollarını değiştiriyor, bir eylem adını almaktan çıkıyorlar. Ama, dur bakayım! Güzel Ophelia ha! Peri sultan, dualarında bütün gnahlarımı hatırla!