memleketimden daha çok severim. çünkü fikren ve bedenen elinde büyüdük sayılır. 2011'den beri ayrıyız yalnız, sıla hasreti çekerim. ne zaman istanbul'a ayak bassam söğütlüçeşme'de iner telaşla altıyol'a yürürüm. boğa'ya gelince gözlerim dolar, bir süre ağır çekimde rıhtımı seyreder ve aheste aheste çarşı'ya inerim. oradan kiliseler sokağına dalar, ara sokaklardan gelişigüzel moda'ya çıkarım. kaldırım taşlarını ezerken mazinin de aşk ve ideoloji dolu günlerini yâd ederim. sonra moda çay bahçesinin gözlerden ırak bir köşesine çekilir, dersimli cemo'dan haraç minvalinde bir çay söylerim. o berbat çayla birlikte chp'li gelmiş geçmiş bütün belediye başkanlarını düzer ve günbatımını beklerim. gün batar, güneş bir altın oluk gibi denize akar ve ben de başım önde yatsıya çıkmayacak "geçmem bi' daha kadıköy'den" yeminini ederek üsküdar yolunu tutarım.. https://youtu.be/2AojvVv_i5I
hakkında söylenen meşhur fıkra şöyledir;
(i: birgün kırşehirli bir zat, kadıköy'e gelmiş. yoldan geçen bir adama ''hele gardaş burası nere?'' demiş. adamda ''kadıköy'' cevabını vermiş.
ve kırşehirli patlatmış isyan cümlesini ''bu kadıköy'e köy diyenin, bizim kırşehir'e de şehir diyenin ak'')