KıRK AMBAR / C.MERiç
Yaşarken herkes seni alkışlıyorsa adın hayranın olan nesillerle birlikte unutulup gidecektir...
imanını kaybeden bir çağın dini hümanizm... sözünü dinletmek isteyen her felsefe bu kaftana bürünmek zorunda...
Sirenlerin şarkısını engin denizlere açılmayanlar duyamazlar ki...
Merhamet gösterisine kalkmamızın bir sebebi de kendimizi beğenmektir... daha doğrusu çok defa kendimize acıdığımız için başkalarına da acırız...
Yalnızdılar... terk edilmiştiler...açıkça bir düşmanlığa maruz kalmak kolay... onlar anlayışsızlıkla savaşmak zorundaydılar...
Toplumun çözülüşünü üzülerek seyretmek yetmez... onu yeni baştan nasıl kuracağımızı düşünmeliyiz...
Tanrıya inanmayan bir dünyanın çocukları için aşk herhangi bir jest...
Ufukta güdük ve çıkarcı bir istikbal belirmişken yarına dur demek ve yıkılan bir mazinin köhne değerlerine ihtişam kazandırmak dile kolay... hele bu ulvi çılgınlıkların en büyük düşmanı da adaletle iktidarın temsilcileriyse...
Kahkahası çok kez ümitsizliğin umursamaz çığlığıydı...
Hürriyetin olmadığı yerde hakikat şiirin ve hikayenin tüllerine bürünür...
Kopacaksın adsız ve ruhsuz kalabalıktan... ufuksuz iştahlarıyla yavan ve kendini beğenmiş insanlardan uzaklaş... yalnızlık mana dünyası fatihlerinin ortak kaderi...başkaları ne düşünür aldırma... Tanrı ne düşünüyor ona bak...
Horace Walpole der ki: Hayat düşünen için bir komedidir... hisseden için trajedi...
Büyük adamın kaderi put kırıcılık... bu putlar bir dönem onun da mabudu olmuştur... ve bilir ki yeni bir dünyanın daha güzel bir dünyanın yolunu açmak için bu sevimli oyuncakları parçalamak zorundadır...
Ormanı görmedin... ağacı görmedin... rüzgarın önüne savurduğu birkaç kuru yaprağı insan zekasının bütünü sanıyorsun...
Dahi hocasını iyi seçendir...
Yüreklenmek için gülünür... zindana ve ateşe meydan okumak için kahkaha atılır... ağlamamak için sırıtılır...
Yeni tarz düşünce ürünleri karşısında eski zihniyetin takındığı tavır önceleri kötülemek susturamayınca kendisine katmak...
insan ancak yaşadığı kadarını görür... gerçek hayatında ve rüyalarında yaşadığı kadarını...
çıkar konuşunca vicdan susar...
Herkes dünyayı gördüğü gibi anlatıyor... ama görülen dünya aynı değil ki...
Gözünü kırpmadan atıldı kavgaya... samimi olduğu için kahraman olabildi... belki aldatıldı ama kimseyi aldatmadı...
Bataklığa taş fırlatıp kurbağaların keyfini kaçırmak var...
Kin sevgiden daha vefalı... ne kadar düşmanın varsa o kadar yaşıyorsun...
ülkücünün dramını yapan gerçekle rüya arasındaki uyuşmazlık...
Yarayı dağlamak... iyi ama yara kalbimizde...
Tevfik Fikret: Acı şeyler Haluk... fakat gerçek diyoruz...
Bu zifiri karanlıkta ateş böceklerinin parıltısı bile muhterem...
ilk yazar ilk kitabını tamamlar tamamlamaz ilk tenkitçi ile ilk kütüphaneciyi bulmuş karşısında... birincisi kötülemiş kitabı... ikincisi okuyuculardan gizlemiş...
Aydın olmak için önce insan olmak lazım. insan mukaddesi olandır. insan hırlaşmaz, konuşur, maruz kalmaz, tercih seçer. Aydın, kendi kafasıyla düşünen, kendi gönlüyle hisseden kişi. Aydını aydın yapan: Uyanık bir şuur, tetikte bir dikat ve hakikatin bütününü kucaklamaya çalışan bir tecessüs.
Yaşarken herkes seni alkışlıyorsa adın hayranın olan nesillerle birlikte unutulup gidecektir...
imanını kaybeden bir çağın dini hümanizm... sözünü dinletmek isteyen her felsefe bu kaftana bürünmek zorunda...
Sirenlerin şarkısını engin denizlere açılmayanlar duyamazlar ki...
Merhamet gösterisine kalkmamızın bir sebebi de kendimizi beğenmektir... daha doğrusu çok defa kendimize acıdığımız için başkalarına da acırız...
Yalnızdılar... terk edilmiştiler...açıkça bir düşmanlığa maruz kalmak kolay... onlar anlayışsızlıkla savaşmak zorundaydılar...
Toplumun çözülüşünü üzülerek seyretmek yetmez... onu yeni baştan nasıl kuracağımızı düşünmeliyiz...
Tanrıya inanmayan bir dünyanın çocukları için aşk herhangi bir jest...
Ufukta güdük ve çıkarcı bir istikbal belirmişken yarına dur demek ve yıkılan bir mazinin köhne değerlerine ihtişam kazandırmak dile kolay... hele bu ulvi çılgınlıkların en büyük düşmanı da adaletle iktidarın temsilcileriyse...
Kahkahası çok kez ümitsizliğin umursamaz çığlığıydı...
Hürriyetin olmadığı yerde hakikat şiirin ve hikayenin tüllerine bürünür...
Kopacaksın adsız ve ruhsuz kalabalıktan... ufuksuz iştahlarıyla yavan ve kendini beğenmiş insanlardan uzaklaş... yalnızlık mana dünyası fatihlerinin ortak kaderi...başkaları ne düşünür aldırma... Tanrı ne düşünüyor ona bak...
Horace Walpole der ki: Hayat düşünen için bir komedidir... hisseden için trajedi...
Büyük adamın kaderi put kırıcılık... bu putlar bir dönem onun da mabudu olmuştur... ve bilir ki yeni bir dünyanın daha güzel bir dünyanın yolunu açmak için bu sevimli oyuncakları parçalamak zorundadır...
Ormanı görmedin... ağacı görmedin... rüzgarın önüne savurduğu birkaç kuru yaprağı insan zekasının bütünü sanıyorsun...
Dahi hocasını iyi seçendir...
Yüreklenmek için gülünür... zindana ve ateşe meydan okumak için kahkaha atılır... ağlamamak için sırıtılır...
Yeni tarz düşünce ürünleri karşısında eski zihniyetin takındığı tavır önceleri kötülemek susturamayınca kendisine katmak...
insan ancak yaşadığı kadarını görür... gerçek hayatında ve rüyalarında yaşadığı kadarını...
çıkar konuşunca vicdan susar...
Herkes dünyayı gördüğü gibi anlatıyor... ama görülen dünya aynı değil ki...
Gözünü kırpmadan atıldı kavgaya... samimi olduğu için kahraman olabildi... belki aldatıldı ama kimseyi aldatmadı...
Bataklığa taş fırlatıp kurbağaların keyfini kaçırmak var...
Kin sevgiden daha vefalı... ne kadar düşmanın varsa o kadar yaşıyorsun...
ülkücünün dramını yapan gerçekle rüya arasındaki uyuşmazlık...
Yarayı dağlamak... iyi ama yara kalbimizde...
Tevfik Fikret: Acı şeyler Haluk... fakat gerçek diyoruz...
Bu zifiri karanlıkta ateş böceklerinin parıltısı bile muhterem...
ilk yazar ilk kitabını tamamlar tamamlamaz ilk tenkitçi ile ilk kütüphaneciyi bulmuş karşısında... birincisi kötülemiş kitabı... ikincisi okuyuculardan gizlemiş...
Aydın olmak için önce insan olmak lazım. insan mukaddesi olandır. insan hırlaşmaz, konuşur, maruz kalmaz, tercih seçer. Aydın, kendi kafasıyla düşünen, kendi gönlüyle hisseden kişi. Aydını aydın yapan: Uyanık bir şuur, tetikte bir dikat ve hakikatin bütününü kucaklamaya çalışan bir tecessüs.