Bu hususta millet olarak tecrübeliyizdir. Ulaşım koşullarının günümüzden çok daha iptidai olduğu bir tarihte bile uyguladığımız bu politikanın yeniden gündeme getirilmesi gerekir. şu sıralar "Onlar doğuda özerklik ilan ederse batıdakiler onları istemez" şeklinde bir sloganla bunu anlatmaya çalışanlar vardır. ANcak bunun tüm "Türkiye" sathına yayılan bir tartışma konusu olması gerekir. 1924'te birbirini boğazlayan Türkler ve Rumların daha fazla bir arada yaşayamayacağı anlaşılınca 1 milyon iki yüz bin rum'un gönderilmesi ve 650 bin Türk'ün getirilmesi şeklinde pek hayırlı bir hadise gerçekleşti ki bu Anadolu'nun türkleşmesi için büyük bir hamleydi. Bugün de ne kadar tek millet vurgusu yapsak da bizim irademiz dışında farklı bir millet haline getirilmek üzere olan kitle ile olan münasebetlerimizin bizi 1924'e geri götüreceğini söylemek için kahin olmaya gerek yoktur. Mübadele için birtakım toplumsal şok hadiseleri meydana gelmelidir. Bu açıkça epey bir kan akması demektir. Ancak Türkler bugün yeni bir mübadele için yeniden Rum'dan gördükleri muameleyi görmeyi mi bekleyecekler? Müslüman aynı delikten iki kez sokulmaz şerefli hadisine binaen bu mübadeleyi daha erken bir zamanda gerçekleştirmek lazımdır. iç savaş çıktığında haydi değiş-tokuş demek evvelinden önlem almaktan daha kolaydır. Kimse kimseyi kırmadan, boğazlamadan dostça ayrılmak en mantıklısıdır. Gerçi bazı aileler ya da ticari ortaklıklar bölünebilir ancak bunlar teferruattır. Mübadele fikrinin acilen ülkenin en azından milliyetçi aydınları tarafından günderme getirilmesi, üzerinde teknik çalışmaların başlatılması gerekir. Tahminim odur ki balık hafızalı Türkler yine koyun gibi boğazlanmayı bekleyecek o zaman "çare!" çığlıkları atarklarken önceden hazırlanmış bir teferruatlı mübadele planı elimizde olmalıdır. Bunda bölünecek iş ortaklıklarının, ailelerin, arazi değişimlerinin durumları gibi hususlar ilmi yöntemlere tartışılmalıdır. Türkiye'deki ve ırak'taki insanımızın kazanacakları ve kaybedecekleri ölçülüp biçilmeye başlanmalı. Yaratılacak iç savaş ortamına Türkler olarak elimizde her yönüyle uygulamaya hazır bir mübadele planımız olmadan girmek savaşın en kötü yönü olacaktır. ülkenin düşünen beyinlerini bu hususu tartışmaya davet ediyorum. Bu fikrin karşısında birileri "bin yıllık kardeşlik" sloganıyla ya da "kız alıp kız vermişiz, nasıl ayırırsın" sloganıyla çıkacak olanlara denebilecek olansa : mübadeleyi tartışanlar hergün televizyonlarda gazete köşelerinde bu ülkenin nasıl lif lif ayrışacağına bölüneceğine ilişkin tartışmalar yapan güruh kadar günahkar olamaz. "Vatan bölünmez, böldürtmeyiz" sloganlarını bir kenara bırakıp küresel gücün göz göre göre vatanı böleceğini kabullenip bu bölünmede en az hasarı görmek için düşünmek günüdür. Etnik fitne bir kısım toprağımızı alıp gitmek istiyor, erken müdahale sadece gitmelerini sağlamaya yönelik olmalıdır.
başlığı okuduğumda yazarını tahmin ettiğim ve içeriğini okumadan entry girmeye başladığım başlık.
gerçek düzenin neler getirip neler götürdüğü ve değişimin gerekliliklerini yerine getirme anlayışının moda olduğu günümüzde unutulan bir konu var ki değişime uyalım derken tavizlerin ucunun gösterilmemesidir.
ne şekilde olursa olsun avuç kadar yaratık için misak-ı millisınırlarımızdan vazgeçilmesi taraftarı değilim. bunun yerine öne sürdüğüm ve bu sorunu biraz kanlı da olsa ortadan kaldırabilecek çözümlemelerim mevcuttur.
(u: zamanı gelince.) (u: vakitsiz ötmemek gerek.) (u: bana hak vereceksin avsar)