said nursi – Muhalif Sözlük
önce tespitimi sıçayım; tipik bir kürt’tür. Diğer kürtler gibi o da müfteri, düzenbaz, şarlatan, yalancı, cahil ve meczup bir kuyrukludur.

Sonra, eski ve yeni olmak üzere ikiye ayrılır. Eskisinde kürtçü(u: suçlamıyorum)(u: hakkıdır), yenisinde ise din mazlumu rolünü oynar. Sabit olansa göklerin ona olan seslenişidir; said ne yazmışsa, bu ona yazdırılmıştır. Bu bakımdan yazdıklarının telifi kendisine ait olmayıp, yüce allah’adır. Hatta said, kendisinin ve şakirdanının işaretine kur’an’da da rastlamıştır.

Said’in eskiden yeniye geçişi tam bir tornistandır. Bizim etrakı biidrak kabullenmekte zorlansa da said, saidi kürdi’dir. "enbâ-ı cinsi" olan "Asurîler ve Keyânîlerin cihangirlik zamanından pişdar, kahraman askerleri olan arslan Kürtler"e seslendiği "iki mektebi musîbetin şahâdetnâmesi yahut divanı harbi örfî ve saîdi kürdî"sinde de, "münazarat"ında da, 23 kasım 1922’de mustafa kemal Atatürk’e yazdığı mektubunda da kürdi’dir ve kürtçüdür ve cumhuriyet devrinde ise kripto bir şekilde hep böyle kalmıştır.

said ayrıca hayal dünyası geniş ahmağın tekidir. 1907-1909’da istanbul’da bulunmuş, ikinci abdülhamid’e o karışık devirde olmadık istekler iletmiş; neticede kendisine eseri hiffet teşhisi konulmuştur. said, milli mücadele yıllarında ankara’ya da teşrif etmiş, meclis kürsüsünde efelenmiş, atatürk’e diklenmiş, kendisini din üzere amel etmeye davet etmiş, istekleri kabul görmeyince de postayı koyup yurduna dönmüştür. Tabii bunlar said’in "tarihçei hayatı"ndaki geniş zihin dünyasında olup bitenler. işin iç yüzü ise, said’in meclis kürsüsünde dua etmiş olabileceği ve atatürk’e "islâm âleminin kahramanı Paşa Hazretleri" ve "Ey şanlı Gazi" ifadeleriyle sitayişle ve efendilikle hitap ve namaz falan filan tavsiye edeceği bir mektup yazmış olmasıdır.

Bir bozuk ruh halinden çok kürtlüğün bir meziyeti olarak said, hem kendisine hem de şakirdanına göre çağın en önemli adamıdır; hem ilimde, hem fende, hem de fikirde böyledir. O dinlenilmelidir, onun tavsiyelerine uyulmalıdır; bu mustafa kemal paşa da olsa böyledir. Yoksa said, göklerin gücü adına vazifesini icraa eyler; kendisini siklemeyeni tekfir, hatta deccal ilan eder.

Said böyle bir pezeveng-i âlidir ki, gazi paşa hazretleri hakkında onun vefatından sonra ipe sapa gelmez beyanlarda bulunabilmiştir. Bu onun tabii vazifesi olduğundan burada suçlu said değil, said diye ölen binlerce akılsız ve ahmak türk’tür. Ona, Vatanın halâskârı hakkında "tarihçe-i hayat"ında, "emirdağ lahikası"nda ve "şualar"ında deccal diyebilme cesaretini veren bunlardır.

Said’in kendi açısından tek tutar yanı, şeyh said’den daha öngörülü olması ve ona göre davranmasıdır. şeyh said, 1925’te türk kıtalarına toslayacağını öngöremeyip binlerce kürt’ü etrafına toplayarak kürdistan hayaliyle cihada kalkmışken, molla said buna yanaşmamış, artık kürdistan hayalinin sükûta erdiğini erkenden kabul edip yeraltına inmiş ve zehrini yıllarca, sabırla ve yavaş yavaş din duygularını istismar etmek suretiyle türk milletine zerk etmiştir. Bugün bu hadise said’in bademlediği şakirtler tarafından onun vatanperverliğine delil olarak gösterilmekte ve “bak gördün mü, o isyana katılmamış. Halbuki, islama bayraktarlık etmiş bir millete kılıç kaldırmam demeyip katılabilirdi, katılsaydı hal nice olurdu” denilerek ufak yollu tehditle kürtçülüğü aklanmaya çalışılmıştır.