sufizm, sofuluk. ehl-i olanları tarafından islam'ın özü olarak nitelendirilen felsefe. mistisizm esaslıdır. anahtar sözcükler olarak tarikat, cemaat, tekke, şeyh, mürid, derviş, veli, keramet, sohbet, hal, zikir, rabıta, mertebe, vird, keşf, nefs, evliya, cezbe, vecd vb. verilebilir. bugün dünya çapında etkin bir islam anlayışıdır.
beş altı sene aktif olarak müridlik yapmış, ahmed hulusi'nin tüm kitaplarını da iki ay gibi bir sürede okumuş bir çılgın olarak ve bugün düşündüklerimi de içine katıp objektif olmaya gayret ederek birkaç söz etmeliyim bu konuda. tasavvuf, özü itibariyle yadırgayamayacağım ariflik, bilgelik, velilik, yokluk, hiçlik yoludur. böyle olana, böyle yaşanana can kurbandır zaten.
tasavvuf ruha hoş gelir. gizemi vardır, ezoterik usûl ve öğretiler içerir. nefs terbiyesine yoğunlaşır, tatmin edici bir süreçtir ve ritüeller gerçekten ruha dinginlik ve zevk katar. her gün on binlerce kez allah'ı anmak gerçekten kalbi arındıran ve tarifi zor bir tat veren eylem. evet zikir zaten tüm ibadetlerin esasını oluşturduğu için bu konuda eleştirilebilecek bir nokta görmüyorum. zikir muhteşem güzel bir olay.
tasavvuf menkıbe yuvasıdır. çoğu ders verici nitelikte ve çoğu hayali milyarlarca hikaye öğrenmenize yardımcı olur. katkı sağlar mı? sağlayabilir. neticede sosyal mesaj barındırıyor hepsi. ama tabi az sonra değineceğimiz "ululama-putlaştırma" amacına hizmet eden binlercesi de yok değildir.
tasavvuf aslında doğu felsefelerine çok benzer yanlar taşır. zaten bilgeliği hedefleyen tüm felsefelerin ciddi benzer yönleri var. tasavvuf dünyadan tamamen soyutlanma, ukbaya yönelme, Allah'ı arama, varlığı kavrama yönünde bir seyr-i süluk öngörür. tarikatlar/ekoller arasında bazı kavramlarda ayrışmalar olsa da tüm tasavvuf pratiklerinin teoride hedeflediği kazanım insanın hayvani özelliklerinden sıyrılıp bir nevi tekamül ile üzerinde barındırdığı allah'ın sıfatlarını açığa çıkarması, eşref-i mahlukat olmasıdır. tabi bununla sınırlı kalmayıp fenafillah olup allah'da kaybolmak, ardından bekabillah ile allah'ın bekâsında bekâ bulmak da nihai hedefler arasındadır.
bu hedefler ve tanımlarına hinduizmde de rastlamak mümkün. daha önce belirtildiği gibi, pek çok doğu felsefesiyle ciddi benzerlikler barındırmakta tasavvuf. bence burada bir sorun yok. tasavvuf eleştirisi yapanlar hinduizm'le vurmaya çalışıyor tasavvuf'u, bu yanlış. tasavvuf zaten ayrımsızlığı gerektirir. hindu mindu yok mutlak tek varlık allah diyorlar sen kalkıp ama hindu'da da öyle dersen olmaz o tenkit.
çok uzatmadan, vahdet kavramı allah'ın mesajı olan kuran'da apaçık belirtilmiş, dinin esasını teşkil eden fikirdir. tasavvufta da vahdet esastır. vücud, şühud çok ayrıma girmeye lüzum yok. varlık birdir, o da hak'tır. dünya yalandır ifadesi asırlardır mecazi kalmış olsa da bugün bilim bize gördüğümüz her şeyin farklı dalgalar olduğunu, gözümüz kanalıyla beynimizde oluşan görüntüleri seyrettiğimizi söylüyor. keza kokuları, dokunmayı, işitmeyi vb. hislerin üç boyuta beynimizde döndüğünü, beyin fonksiyonlarını yitiren bir kişinin canlı da olsa dünya anlamlılığından bu nedenle koptuğunu bilim onlarca yıl önce ispatlamış durumda. bugün kuantum fiziğinin ulaştığı çılgın nokta tasavvuf ve nevi mistik yaklaşımları destekler nitelikte oluyor. tabi ben mesela bunu "bilgi" olarak yaşıyorum. bir arif bunu el ân kemâ kân yaşayabilir.
tüm bunları 2008'den beri pozitivist takılan biri olarak söylüyorum, söylemenin ötesinde belgelerle de öperim dileyen olursa. bir bir daha iki. bu taraf tutulacak bir mevzu değil. bugün madde vardır diyen bir mustafa islamoğlu kaldı herhalde.
günümüz bilimsel verilerine yakın ifadelerin sahibi pek çok büyük mutasavvıf var geçmişte. şahsım nazarında büyüklükleri ilimlerinden menkul. tasavvuf deyince işin piri bir yerde ibn-i arabi'dir. ancak burada virgül atmalıyız. çünkü eleştiriler ve sorunlar kısmına geçiyoruz. buraya kadar şahsen her şey harika, güzel. ama;
1- özellikle ülkemizde tasavvuf sünni bir kültür olarak algılanıyor. bu yanlış ve çelişkili bir bilgi. tasavvuf öz ise, ne sünni ne şii içerik barındırmalı. bizim insanımız cübbeli ahmet tarzı tasavvuf anlayışını benimsediği için içine iran düşmanlığını, ehl-i sünnet müdafasını(u: o da neyse), hatta ve hatta muaviye ululamasını falan da katıyor. sonra tekamül oluyor mu? olmuyor. sokak sokak gezip cins cins röportaj veren beyinler ortaya çıkıyor.
2- tasavvufu sünnilik ile şiilik içinde yarıştıracaksak şia kazanır, net. o yüzden tasavvufu doğru yere oturtmalıyız her şeyden önce. alevilik ekolü bugün türkiye'de tasavvuf yorumunu en sade ve gerçekçi yaşatan ekoldür. tabi onun da suyunun çıkmadığı versiyonlarından bahsediyorum.
3- teknik olarak çok sakat din anlayışımız, iş bir de onun özüne gelince iyice içinden çıkılmaz bir hal alıyor tabi. uçanlar, kaçanlar, yağmur üstüne yağmayanlar.. şimdi müstehzi bir tavır takınmak istemiyorum, o yüzden şunları söylemeliyim. insan uçabilir, kaçabilir, yağmur yağar üstüne ıslatmayabilir. şahsen bunları reddetmem. çünkü lineer bir fiziğe inanmıyorum. daha doğrusu bilime inanıyorum ve bilim bana zamanın dahi bükülebileceğini anlatıyor. o zaman itiraz neye? itiraz şuna: bir tasavvuf figürü somuncu baba gibi olmak zorundadır. şöhretten kaçmalı, ululanmaktan korkmalı, takdir görmekten utanmalı. teknik olarak başka bir şansı yok. tasavvuf islam'ın özü ise, islam=kuran ise, peygamber de yaşayan kuran ise, denklem sonucu tasavvuf=peygamber olmak zorunda. o zaman güzel kardeşim, peygamber'in bir adım ötesinden yürüme şansınız yok. öyle yürünecek olsaydı o yürürdü. tabi siz peygamberi de tanımadığınız, ayı parmağıyla yaran bir süper kahraman gibi gördüğünüz için önce oradan başlamanız gerekecek. peygamber, içinde bulunduğu topluluğa dışardan bir kişi geldiğinde peygamberin kim olduğunu ayırt edemediği bir elçiydi. hangi şeyhiniz müridlerden ayırt edilemiyor? hangisi edilemiyorsa o tasavvuf yolunda olabilir ancak.
4- bizim anlamsız devletçilik algımızın da etkisiyle teşkilatçılık geleneğimizin bir sonucu olarak sanırım, her makam ve rütbeye bir ululuk atfediyoruz. ülkemizdeki tasavvufta da ehl-i sünnet resmi ideolojiciliği mevcut maalesef. sonucu olarak da şeyhler, hocalar, hacılar, ulema, seyitler, şerifler, hırkalar, postlar, korumalar, mercedesler, bmwler, vakıflar, dernekler, cdler, kitaplar, yardımlar, himmetler vs. uzayıp giden bir silsile var. abi biz allah'a ulaşacaktık siz sanki yolumuzu uzatıyorsunuz?
5- dinin esası akıldır. bilim aklın yegane yol göstericisidir. allah bu aklı kullanmayı emreder. asgari düzeyde bunun kullanmalıyız sonra atın yine çöpe tamam. ama siz aşk nedir meşk nedir bilmeden ehl-i sünnetçilik oynayarak gavs olmaya çalışıyorsunuz. gavs olursunuz belki velakin işin sırrı arif olmakta. bu bağlamda sosyolojik olarak alevilik ve özel olarak tahtakuşlar gibi türkmen alevi köylerinde o öz olan islam anlayışının yaşandığını görmek mümkün. melamilik de yine bu sapmaya uğramayan tarikatlardan. onun dışında bugün vakıf, dernek, şirket işine girmeyen, şeyhlerinin altında ultra lüks araba bulunmayan, şeyhlerle müridler arasında korumalar olan, seyitlerin kutsal sayıldığı falan yani kast sisteminin tasavvuf diye yutturulmadığı başka çevreler bilmiyorum. böyle tasavvuf olmaz. böyle holding olunur, siz yanlış anlamışsınız. tasavvuf masivadan koparacak, siz tasavvuf için kapınıza gelenlerden müşteri kitlesi yaratıp kapitalleşiyorsunuz. buna da sufizm değil makyavelizm denir.
6- anladığım dine göre mesela, hallac-ı mansur tipik bir kuran müslümanı ve aynı zamanda büyük bir ariftir. tasavvuf islam'ın özü olduğuna göre, kuran'dan ayrı düşmemelidir. kuran'a mugayir tonla hadisi din tutup bunlardan tasavvuf yaratanlar burada bahsedilen tasavvuftan çok ayrı bir şeyi yaşıyorlar ve bu yaşayışlarının çelişki yaratan yansımalarına da önceki maddede değindik.
7- allah'ın en büyük mucizesi kuran'dır. o da güzel sesle müzikal bir eylem yapma amaçlı değil, evrenin başından beri olan biten pek çok mevzunun oluşumu ve nedenleri, sonuçları hakkında kafa yoralım, kavrayalım, hayret edelim, iman edelim diye var. kuran esaslarına aykırı, aralara put vari aracılar koyarak allah'a ulaşmaya çalışmak çok mantıklı değil. tasavvufta tecrübeli şeyh, tecrübesiz müride yol gösterir. aralarındaki bağ bu. yeniden sistemleşmiş tasavvufta ise şeyh peygamberin varisidir, kerametler sahibidir, yüceler yücesidir ve öyle ki etrafında oturup sohbetinden feyz alacağınız yerde korumalardan yanına yaklaşamayıp rabıta ile faydalanmaya çalışırsınız.
özet şu, türkiye'de tasavvuf, arayanın bulacağı bir olgu. popüler kültür gibi her köşeyi sarmış tarikat-tekkeler esasında birer anonim şirket olduğundan, istenilen kazanımlar oralarda ne derece sağlanabiliyor emin değilim. tasavvuf her şeyden önce güzel insan olma yoludur. rahmetli olmuş osman hulusi efendi gibi gerçek dervişler, arifler ne de güzel ifade etmişler tasavvuf yolunda yürüyen bir kimsenin özelliklerini:
Âlemi sen kendinin kölesi kulu sanma
Sen Hakk için âlemin kölesi ol kulu ol
Nefsin hevâsı ile mağrûr olup aldanma
Yüzüne bassın kadem her ayağın yolu ol
Garazsız hem ivazsız hizmet et her cânlıya
Kimsesizin düşkünün ayağı ol eli ol
Allâh için herkese hürmet et de sev sevil
Her göze diken olma sünbülü ol gülü ol
İncitme sen kimseyi kimseye incinme hem
Güler yüzlü tatlı dil her ağızın balı ol
Nefsine yan çıkıp da Ka'be'yi yıksan dahi
İncitme gönül yıkma ger uslu ger deli ol
Güneş gibi şefkatli yer gibi tevâzu'lu
Su gibi sehâvetli merhametle dolu ol
Gökçek gerek dervişin sanı yoksula baya
Suçluların suçundan geçip hoş görülü ol
Varlığından boşal kim yokluğa erişesin
Sözünü söyle gerçek Hulûsî'nin dili ol
Çalış tefeyyüz eyle yücel temeyyüz eyle
Fazilette sehâda örnek insan ol örnek
Doğruluk kârın olsun vefâ şiârın olsun
Sadâkatta vefâda örnek insan ol örnek
Şol müselsel turrene bendeylemiş tâ ezel
Tarîk-i Mustafâ’da örnek insan ol örnek
Neylesün yok kurtuluş gönlüm dîvâne olmuş
Hakk’a hamd ü senâda örnek insan ol örnek
İhlâs ile amel kıl hâlini mükemmel kıl
Keremde ve atâda örnek insan ol örnek
Allah’a itaat kıl her veçhile tâat kıl
Tevekkülde rızada örnek insan ol örnek
bir de böyle gerçek dervişler, arifler bulursanız etraflarında dolanın, sohbet edin, birlikte yeyin için, auranız değişecektir. bu o kimselerin kendini üst makamlara oturttuğundan değil, ancak benliklerinde ciddi güzelleştirmeler yapabildikleri için sizin fark edeceğiniz durumlardır. çok uçmadan, kaçmadan, sadelikle, hayalimizdeki peygamberin dini anlattığı gibi, dolaştığı gibi, yaşadığı gibi olan, uyduruk hadisler üzerine değil kuran üzerine bir din algılamış olan dervişlerin bulunduğu dergahlar şüphesiz tasavvufun amacına hizmet edecektir.
hû! https://www.youtube.com/watch?v=WiD7A3tLH0g
(bkz:şekerci dede)
(bkz:hacı bektaş-ı veli)
(bkz:şeyh bedreddin)
(bkz:safeviye tarikatı)
beş altı sene aktif olarak müridlik yapmış, ahmed hulusi'nin tüm kitaplarını da iki ay gibi bir sürede okumuş bir çılgın olarak ve bugün düşündüklerimi de içine katıp objektif olmaya gayret ederek birkaç söz etmeliyim bu konuda. tasavvuf, özü itibariyle yadırgayamayacağım ariflik, bilgelik, velilik, yokluk, hiçlik yoludur. böyle olana, böyle yaşanana can kurbandır zaten.
tasavvuf ruha hoş gelir. gizemi vardır, ezoterik usûl ve öğretiler içerir. nefs terbiyesine yoğunlaşır, tatmin edici bir süreçtir ve ritüeller gerçekten ruha dinginlik ve zevk katar. her gün on binlerce kez allah'ı anmak gerçekten kalbi arındıran ve tarifi zor bir tat veren eylem. evet zikir zaten tüm ibadetlerin esasını oluşturduğu için bu konuda eleştirilebilecek bir nokta görmüyorum. zikir muhteşem güzel bir olay.
tasavvuf menkıbe yuvasıdır. çoğu ders verici nitelikte ve çoğu hayali milyarlarca hikaye öğrenmenize yardımcı olur. katkı sağlar mı? sağlayabilir. neticede sosyal mesaj barındırıyor hepsi. ama tabi az sonra değineceğimiz "ululama-putlaştırma" amacına hizmet eden binlercesi de yok değildir.
tasavvuf aslında doğu felsefelerine çok benzer yanlar taşır. zaten bilgeliği hedefleyen tüm felsefelerin ciddi benzer yönleri var. tasavvuf dünyadan tamamen soyutlanma, ukbaya yönelme, Allah'ı arama, varlığı kavrama yönünde bir seyr-i süluk öngörür. tarikatlar/ekoller arasında bazı kavramlarda ayrışmalar olsa da tüm tasavvuf pratiklerinin teoride hedeflediği kazanım insanın hayvani özelliklerinden sıyrılıp bir nevi tekamül ile üzerinde barındırdığı allah'ın sıfatlarını açığa çıkarması, eşref-i mahlukat olmasıdır. tabi bununla sınırlı kalmayıp fenafillah olup allah'da kaybolmak, ardından bekabillah ile allah'ın bekâsında bekâ bulmak da nihai hedefler arasındadır.
bu hedefler ve tanımlarına hinduizmde de rastlamak mümkün. daha önce belirtildiği gibi, pek çok doğu felsefesiyle ciddi benzerlikler barındırmakta tasavvuf. bence burada bir sorun yok. tasavvuf eleştirisi yapanlar hinduizm'le vurmaya çalışıyor tasavvuf'u, bu yanlış. tasavvuf zaten ayrımsızlığı gerektirir. hindu mindu yok mutlak tek varlık allah diyorlar sen kalkıp ama hindu'da da öyle dersen olmaz o tenkit.
çok uzatmadan, vahdet kavramı allah'ın mesajı olan kuran'da apaçık belirtilmiş, dinin esasını teşkil eden fikirdir. tasavvufta da vahdet esastır. vücud, şühud çok ayrıma girmeye lüzum yok. varlık birdir, o da hak'tır. dünya yalandır ifadesi asırlardır mecazi kalmış olsa da bugün bilim bize gördüğümüz her şeyin farklı dalgalar olduğunu, gözümüz kanalıyla beynimizde oluşan görüntüleri seyrettiğimizi söylüyor. keza kokuları, dokunmayı, işitmeyi vb. hislerin üç boyuta beynimizde döndüğünü, beyin fonksiyonlarını yitiren bir kişinin canlı da olsa dünya anlamlılığından bu nedenle koptuğunu bilim onlarca yıl önce ispatlamış durumda. bugün kuantum fiziğinin ulaştığı çılgın nokta tasavvuf ve nevi mistik yaklaşımları destekler nitelikte oluyor. tabi ben mesela bunu "bilgi" olarak yaşıyorum. bir arif bunu el ân kemâ kân yaşayabilir.
tüm bunları 2008'den beri pozitivist takılan biri olarak söylüyorum, söylemenin ötesinde belgelerle de öperim dileyen olursa. bir bir daha iki. bu taraf tutulacak bir mevzu değil. bugün madde vardır diyen bir mustafa islamoğlu kaldı herhalde.
günümüz bilimsel verilerine yakın ifadelerin sahibi pek çok büyük mutasavvıf var geçmişte. şahsım nazarında büyüklükleri ilimlerinden menkul. tasavvuf deyince işin piri bir yerde ibn-i arabi'dir. ancak burada virgül atmalıyız. çünkü eleştiriler ve sorunlar kısmına geçiyoruz. buraya kadar şahsen her şey harika, güzel. ama;
1- özellikle ülkemizde tasavvuf sünni bir kültür olarak algılanıyor. bu yanlış ve çelişkili bir bilgi. tasavvuf öz ise, ne sünni ne şii içerik barındırmalı. bizim insanımız cübbeli ahmet tarzı tasavvuf anlayışını benimsediği için içine iran düşmanlığını, ehl-i sünnet müdafasını(u: o da neyse), hatta ve hatta muaviye ululamasını falan da katıyor. sonra tekamül oluyor mu? olmuyor. sokak sokak gezip cins cins röportaj veren beyinler ortaya çıkıyor.
2- tasavvufu sünnilik ile şiilik içinde yarıştıracaksak şia kazanır, net. o yüzden tasavvufu doğru yere oturtmalıyız her şeyden önce. alevilik ekolü bugün türkiye'de tasavvuf yorumunu en sade ve gerçekçi yaşatan ekoldür. tabi onun da suyunun çıkmadığı versiyonlarından bahsediyorum.
3- teknik olarak çok sakat din anlayışımız, iş bir de onun özüne gelince iyice içinden çıkılmaz bir hal alıyor tabi. uçanlar, kaçanlar, yağmur üstüne yağmayanlar.. şimdi müstehzi bir tavır takınmak istemiyorum, o yüzden şunları söylemeliyim. insan uçabilir, kaçabilir, yağmur yağar üstüne ıslatmayabilir. şahsen bunları reddetmem. çünkü lineer bir fiziğe inanmıyorum. daha doğrusu bilime inanıyorum ve bilim bana zamanın dahi bükülebileceğini anlatıyor. o zaman itiraz neye? itiraz şuna: bir tasavvuf figürü somuncu baba gibi olmak zorundadır. şöhretten kaçmalı, ululanmaktan korkmalı, takdir görmekten utanmalı. teknik olarak başka bir şansı yok. tasavvuf islam'ın özü ise, islam=kuran ise, peygamber de yaşayan kuran ise, denklem sonucu tasavvuf=peygamber olmak zorunda. o zaman güzel kardeşim, peygamber'in bir adım ötesinden yürüme şansınız yok. öyle yürünecek olsaydı o yürürdü. tabi siz peygamberi de tanımadığınız, ayı parmağıyla yaran bir süper kahraman gibi gördüğünüz için önce oradan başlamanız gerekecek. peygamber, içinde bulunduğu topluluğa dışardan bir kişi geldiğinde peygamberin kim olduğunu ayırt edemediği bir elçiydi. hangi şeyhiniz müridlerden ayırt edilemiyor? hangisi edilemiyorsa o tasavvuf yolunda olabilir ancak.
4- bizim anlamsız devletçilik algımızın da etkisiyle teşkilatçılık geleneğimizin bir sonucu olarak sanırım, her makam ve rütbeye bir ululuk atfediyoruz. ülkemizdeki tasavvufta da ehl-i sünnet resmi ideolojiciliği mevcut maalesef. sonucu olarak da şeyhler, hocalar, hacılar, ulema, seyitler, şerifler, hırkalar, postlar, korumalar, mercedesler, bmwler, vakıflar, dernekler, cdler, kitaplar, yardımlar, himmetler vs. uzayıp giden bir silsile var. abi biz allah'a ulaşacaktık siz sanki yolumuzu uzatıyorsunuz?
5- dinin esası akıldır. bilim aklın yegane yol göstericisidir. allah bu aklı kullanmayı emreder. asgari düzeyde bunun kullanmalıyız sonra atın yine çöpe tamam. ama siz aşk nedir meşk nedir bilmeden ehl-i sünnetçilik oynayarak gavs olmaya çalışıyorsunuz. gavs olursunuz belki velakin işin sırrı arif olmakta. bu bağlamda sosyolojik olarak alevilik ve özel olarak tahtakuşlar gibi türkmen alevi köylerinde o öz olan islam anlayışının yaşandığını görmek mümkün. melamilik de yine bu sapmaya uğramayan tarikatlardan. onun dışında bugün vakıf, dernek, şirket işine girmeyen, şeyhlerinin altında ultra lüks araba bulunmayan, şeyhlerle müridler arasında korumalar olan, seyitlerin kutsal sayıldığı falan yani kast sisteminin tasavvuf diye yutturulmadığı başka çevreler bilmiyorum. böyle tasavvuf olmaz. böyle holding olunur, siz yanlış anlamışsınız. tasavvuf masivadan koparacak, siz tasavvuf için kapınıza gelenlerden müşteri kitlesi yaratıp kapitalleşiyorsunuz. buna da sufizm değil makyavelizm denir.
6- anladığım dine göre mesela, hallac-ı mansur tipik bir kuran müslümanı ve aynı zamanda büyük bir ariftir. tasavvuf islam'ın özü olduğuna göre, kuran'dan ayrı düşmemelidir. kuran'a mugayir tonla hadisi din tutup bunlardan tasavvuf yaratanlar burada bahsedilen tasavvuftan çok ayrı bir şeyi yaşıyorlar ve bu yaşayışlarının çelişki yaratan yansımalarına da önceki maddede değindik.
7- allah'ın en büyük mucizesi kuran'dır. o da güzel sesle müzikal bir eylem yapma amaçlı değil, evrenin başından beri olan biten pek çok mevzunun oluşumu ve nedenleri, sonuçları hakkında kafa yoralım, kavrayalım, hayret edelim, iman edelim diye var. kuran esaslarına aykırı, aralara put vari aracılar koyarak allah'a ulaşmaya çalışmak çok mantıklı değil. tasavvufta tecrübeli şeyh, tecrübesiz müride yol gösterir. aralarındaki bağ bu. yeniden sistemleşmiş tasavvufta ise şeyh peygamberin varisidir, kerametler sahibidir, yüceler yücesidir ve öyle ki etrafında oturup sohbetinden feyz alacağınız yerde korumalardan yanına yaklaşamayıp rabıta ile faydalanmaya çalışırsınız.
özet şu, türkiye'de tasavvuf, arayanın bulacağı bir olgu. popüler kültür gibi her köşeyi sarmış tarikat-tekkeler esasında birer anonim şirket olduğundan, istenilen kazanımlar oralarda ne derece sağlanabiliyor emin değilim. tasavvuf her şeyden önce güzel insan olma yoludur. rahmetli olmuş osman hulusi efendi gibi gerçek dervişler, arifler ne de güzel ifade etmişler tasavvuf yolunda yürüyen bir kimsenin özelliklerini:
Âlemi sen kendinin kölesi kulu sanma
Sen Hakk için âlemin kölesi ol kulu ol
Nefsin hevâsı ile mağrûr olup aldanma
Yüzüne bassın kadem her ayağın yolu ol
Garazsız hem ivazsız hizmet et her cânlıya
Kimsesizin düşkünün ayağı ol eli ol
Allâh için herkese hürmet et de sev sevil
Her göze diken olma sünbülü ol gülü ol
İncitme sen kimseyi kimseye incinme hem
Güler yüzlü tatlı dil her ağızın balı ol
Nefsine yan çıkıp da Ka'be'yi yıksan dahi
İncitme gönül yıkma ger uslu ger deli ol
Güneş gibi şefkatli yer gibi tevâzu'lu
Su gibi sehâvetli merhametle dolu ol
Gökçek gerek dervişin sanı yoksula baya
Suçluların suçundan geçip hoş görülü ol
Varlığından boşal kim yokluğa erişesin
Sözünü söyle gerçek Hulûsî'nin dili ol
Çalış tefeyyüz eyle yücel temeyyüz eyle
Fazilette sehâda örnek insan ol örnek
Doğruluk kârın olsun vefâ şiârın olsun
Sadâkatta vefâda örnek insan ol örnek
Şol müselsel turrene bendeylemiş tâ ezel
Tarîk-i Mustafâ’da örnek insan ol örnek
Neylesün yok kurtuluş gönlüm dîvâne olmuş
Hakk’a hamd ü senâda örnek insan ol örnek
İhlâs ile amel kıl hâlini mükemmel kıl
Keremde ve atâda örnek insan ol örnek
Allah’a itaat kıl her veçhile tâat kıl
Tevekkülde rızada örnek insan ol örnek
bir de böyle gerçek dervişler, arifler bulursanız etraflarında dolanın, sohbet edin, birlikte yeyin için, auranız değişecektir. bu o kimselerin kendini üst makamlara oturttuğundan değil, ancak benliklerinde ciddi güzelleştirmeler yapabildikleri için sizin fark edeceğiniz durumlardır. çok uçmadan, kaçmadan, sadelikle, hayalimizdeki peygamberin dini anlattığı gibi, dolaştığı gibi, yaşadığı gibi olan, uyduruk hadisler üzerine değil kuran üzerine bir din algılamış olan dervişlerin bulunduğu dergahlar şüphesiz tasavvufun amacına hizmet edecektir.
hû! https://www.youtube.com/watch?v=WiD7A3tLH0g
(bkz:şekerci dede)
(bkz:hacı bektaş-ı veli)
(bkz:şeyh bedreddin)
(bkz:safeviye tarikatı)