Türkcenin şiir dili olduğunu kanıtlayan eser.
zindan iki hece, mehmed'im lafta
baba katiliyle baban bir safta
bir de, geri adam, boynunda yafta
halimi düşünüp yanma mehmed'im
kavuşmak mı?... daha ölmedim
avlu...bir uzun yol...tuğla döşeli,
kırmızı tuğlalar altı köşeli.
bu yol da tutuktur hapse düşeli...
git ve gel... yüz adım... bin yıllık konak.
ne ayak dayanır buna, ne tırnak
bir alem ki, gökler boru içinde
akıl, olmazların zoru içinde
üstüste sorular soru içinde:
düşün mü, konuş mu, sus mu, unut mu?
buradan insan mı çıkar, tabut mu?
bir idamlık ali vardı, asıldı,
kaydını düştüler, mühür basıldı.
geçti gitti, birkaç günlük fasıldı.
ondan kalan, boynu bükük ve sefil,
bahçeye diktiği üç beş karanfil...
müdür bey dert dinler, bugün maruzat
çatık kaş ...hükümet dedikleri zat...
beni allah tutmuş, kim eder azat?
anlamaz; yazısız, pulsuz, dilekçem...
anlamaz; ruhuma geçti bilekçem
saat beş dedimi, bir yırtıcı zil
sayım var, maltada hizaya dizil
tek yekün içinde yazıl ve çizil
insanlar zindanda birer kemmiyet
urbalarla kemik, mintanlarla et.
somurtuş ki bıçak, nara ki tokat
zift dolu gözlerde karanlık kat kat...
yalnız seccademin yününde şefkat
beni kimsecikler okşamaz madem
öp beni alnımdan, sen öp seccadem
çaycı, getir, ilaç kokulu çaydan
dakika düşelim, senelik paydan
zindanda dakika farksızdır aydan.
karıştır çayını zaman erisin
köpük köpük, duman duman erisin!
peykeler, duvara mıhlı peykeler
duvarda, başlardan, yağlı lekeler,
gömülmüş duvara, baş baş gölgeler...
duvar, katil duvar, yolumu biçtin
kanla dolu sünger... beynimi içtin
sükut... kıvrım kıvrım uzaklık uzar
tek nokta seçemez dünyadan nazar.
yerinde mi acep, ölü ve mezar?
yeryüzü boşaldı, habersiz miyiz?
güneşe göç var da kalan biz miyiz?
ses demir, su demir ve ekmek demir...
istersen demirde muhali kemir,
ne gelir ki elden, kader bu, emir...
garip pencerecik, küçük, daracık
dünyaya kapalı, allah'a açık.
dua, dua, eller karıncalanmış
yıldızlar avuçta, gök parçalanmış.
gözyaşı bir tarla, hep yoncalanmış...
bir soluk, bir tütsü, bir uçan buğu
iplik ki, incecik, örer boşluğu
ana rahmi zahir, şu bizim koğuş
karanlığında nur, yeniden doğuş...
sesler duymaktayım: davran ve boğuş
sen bir devsin, yükü ağıdır devin
kalk ayağa, dimdik doğrul ve sevin
mehmed'im, sevinin, başlar yüksekte
ölsek de sevinin, eve dönsek de
sanma bu tekerlek kalır tümsekte
yarın, elbet bizim, elbet bizimdir
gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir.
(bkz:necip fazıl kısakürek)
zindan iki hece, mehmed'im lafta
baba katiliyle baban bir safta
bir de, geri adam, boynunda yafta
halimi düşünüp yanma mehmed'im
kavuşmak mı?... daha ölmedim
avlu...bir uzun yol...tuğla döşeli,
kırmızı tuğlalar altı köşeli.
bu yol da tutuktur hapse düşeli...
git ve gel... yüz adım... bin yıllık konak.
ne ayak dayanır buna, ne tırnak
bir alem ki, gökler boru içinde
akıl, olmazların zoru içinde
üstüste sorular soru içinde:
düşün mü, konuş mu, sus mu, unut mu?
buradan insan mı çıkar, tabut mu?
bir idamlık ali vardı, asıldı,
kaydını düştüler, mühür basıldı.
geçti gitti, birkaç günlük fasıldı.
ondan kalan, boynu bükük ve sefil,
bahçeye diktiği üç beş karanfil...
müdür bey dert dinler, bugün maruzat
çatık kaş ...hükümet dedikleri zat...
beni allah tutmuş, kim eder azat?
anlamaz; yazısız, pulsuz, dilekçem...
anlamaz; ruhuma geçti bilekçem
saat beş dedimi, bir yırtıcı zil
sayım var, maltada hizaya dizil
tek yekün içinde yazıl ve çizil
insanlar zindanda birer kemmiyet
urbalarla kemik, mintanlarla et.
somurtuş ki bıçak, nara ki tokat
zift dolu gözlerde karanlık kat kat...
yalnız seccademin yününde şefkat
beni kimsecikler okşamaz madem
öp beni alnımdan, sen öp seccadem
çaycı, getir, ilaç kokulu çaydan
dakika düşelim, senelik paydan
zindanda dakika farksızdır aydan.
karıştır çayını zaman erisin
köpük köpük, duman duman erisin!
peykeler, duvara mıhlı peykeler
duvarda, başlardan, yağlı lekeler,
gömülmüş duvara, baş baş gölgeler...
duvar, katil duvar, yolumu biçtin
kanla dolu sünger... beynimi içtin
sükut... kıvrım kıvrım uzaklık uzar
tek nokta seçemez dünyadan nazar.
yerinde mi acep, ölü ve mezar?
yeryüzü boşaldı, habersiz miyiz?
güneşe göç var da kalan biz miyiz?
ses demir, su demir ve ekmek demir...
istersen demirde muhali kemir,
ne gelir ki elden, kader bu, emir...
garip pencerecik, küçük, daracık
dünyaya kapalı, allah'a açık.
dua, dua, eller karıncalanmış
yıldızlar avuçta, gök parçalanmış.
gözyaşı bir tarla, hep yoncalanmış...
bir soluk, bir tütsü, bir uçan buğu
iplik ki, incecik, örer boşluğu
ana rahmi zahir, şu bizim koğuş
karanlığında nur, yeniden doğuş...
sesler duymaktayım: davran ve boğuş
sen bir devsin, yükü ağıdır devin
kalk ayağa, dimdik doğrul ve sevin
mehmed'im, sevinin, başlar yüksekte
ölsek de sevinin, eve dönsek de
sanma bu tekerlek kalır tümsekte
yarın, elbet bizim, elbet bizimdir
gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir.
(bkz:necip fazıl kısakürek)