mezhep fanatizminin doğurduğu paradoks – Muhalif Sözlük
insanların nihayetinde "insan icadı" olan kavramlara, bakış açılarına, dogmatik yaklaşımlarla sahip çıkmaları, bunları deli gibi savunup, farklı düşünenleri tahkir etmeye kadar varan müptezellikler sergilemeleri şeklinde ortaya çıkan anlamsız durum. yüksek oranda çelişki içerir çünkü, gaye dinin doğruluğu, inancın sahihliği odaklı olmasına rağmen bu konudaki birincil kaynağa ardılları (u: ki bunlar ilahi özellik de taşımamaktadır) tercih etmek kişiyi o orijinden saptırmaktadır.

ehl-i sünnet büyük bir birikimdir. islam okullarından birisidir. ama budur yani, siyasi bir hareket olarak başlamış fıkıh ekseninde genişlemiş büyümüş oturmuş bir yapıdır. şia da böyledir. vahhabilik de böyledir. (u: burada bu olguların ontolojik geçmişi ele alınmakta, sadece) bunların kendilerine ait ayrı ayrı birikimleri vardır. ayrı bakış açıları, ayrı değerlendirmeleri v.s

paradoksa gelecek olursak, bunların hepsi de müslüman oldukları iddiasındadırlar, yani islam dinine mensup sayarlar kendilerini. bu dine mensup olmanın (b: ilk) kuralı, temeli, tartışılmazı kuran'a inanmak, onun geçerliliğini tanımaktır. hepsi müslümanım diyerek arka planda bu gerekliliği yerine getiriyorsa şayet, niye bir sünni bir şii'yi kafir, bir vahhabi bir sünni'yi müşrik ilan eder?

kuran'a iman eden kişi bütün içeriğine iman eder, böyle bir kişi müslümandır. onun hakkında bu açıdan yargılama yapmak kimsenin haddi olamaz. biri der ki "ayetlerden ben üç vakit olduğunu anlıyorum namazın" ya da başka biri "ben kuran'dan anladığım kadarıyla mezar, türbe ziyaret etmenin şirk olacağını düşünüyorum bunu yapmıyorum" ya da bir başkası "ben kuran'daki ayetlerden recm cezasını çıkarıyorum" diyebilir. o onun yorumu, onun doğrusu, bu senin yorumun, senin doğrun. ortada tek bir hakikat var o da kuran. tahrif edilemez, değiştirilemez, ilahi kaynaklı, bir tek kuran var.

biz ehl-i sünnetin hakim olduğu bir coğrafyada doğduk, büyüdük. bu birikimle yetiştik. bizim imamlarımız ya da başka imamlar, hiçbir zaman siyasi parti kurar gibi ortaya çıkmamışlardır. yani onlar, (b: islamiyeti ele geçirilmesi gereken bir kale olarak addedip bu mecrada iktidar olmak adına gayret sarf etmiş değildirler). aksine onlar, ayetleri, peygamberin eylemlerini, sözlerini farklı farklı yorumlayıp "islam islamdır, biz islam'a değil islam bize hakim olmalı" düsturuyla (i: yol gösterme) amaçlı yorumlar ortaya koymuşlardır. bunlar zamanla fıkıh ekolleri şeklinde kümelenmiş, bugünkü halini almıştır. garip olan, bu ekollerden herhangi birine aidiyet hissi taşıyan bir bünyenin o ekolü islam'ın bayrağıymışçasına göndere çekme çabasıdır.

islam, islamdır. mezhep, meşrep, tarikat v.b tüm kavramlar islam temeli üzerine inşa edilmiş yapılardır. (b: hiçbirinin uluhiyeti yoktur). bunu gözden kaçırmak işte vahim çelişkilere yol açıyor. biz de küçüktük, ona müşrik buna merdut demenin dayanılmaz hafifliğiyle ehl-i sünnetçilik oynardık, sonra bir karış yol gitmiyor olduğumuzu fark ettik. mezhepli olmak ile mezhepçi olmak farklı şeyler.

mezhepçi olunca insan, "kuran'da geçmiyor olabilir ama" ile başlayan cümleleri sık sık kullanır. sonra bir bakarız ki onun din algısı alice harikalar diyarında'ya dönmüştür. kuran'da geçmiyorsa orada bir durmak gerekir. hiç değilse durmak yani, bir boşluk bırakmak, bir virgül koymak, bir soru işareti, bir ünlem. kuran'da geçenlerden de herkes kafasından bir din uydurabilir elbet, bu da yanlış. gereken şey tüm bu birikimi/birikimleri kullanmak, yorumlamak, irdelemek.

örneğin recm kuran'da var mı, varsa niye var, ne üzerine inmiş, varsa peygamber bunu uygulamış mı, nasıl uygulamış, niye uygulamış, başka hangi kaynaklarda geçmiş, (b: imamlar) buna ne demiş, bütün bunlara bakmak gerekiyor. sonra icma deyip çıkmak olmuyor işin içinden. zaten tahtadan bir kapı gibi gıcırdata gıcırdata kapatmışlar içtihad kapısını. oh ne âlâ memleket. allah'ın dini üzerinde gişe kurmuşlar bilet kesiyorlar.

kim kapattı lan bu kapıyı, açın, dışarıda kaldık!