aslında tüm insanlık için genel, ciddi ve aşılması sancılı olan bir problemdir. breakpoint diyor ya gavurlar, o gerekiyor tam olarak. insanın inandığı, yüceleştirdiği, rol model gördüğü fikir, felsefe, şahıs vb. hakkında sorgulamaya gidebilmesi çok kolay olmayabiliyor, işte asıl mesele bu. bence burada cemil meriç'in hakikate yönelik algısı çok mantıklı. fikri, idraki ne olursa olsun onu mutlak hakikat olarak gören bir insan, hapsediyor kendisini. özgürlük önce zihinde başlar, orada yoksa gerisi hikaye.
---------------jurnal---------------
Hakikat o kadar çirkin mi? Neden süprüntü kutularından tedarik ettiğiniz paçavralarla sarıp sarmalıyorsunuz? Yalan daima asil değil ki? Donmuş ruhunuz. Ne ümidin sıcaklığı ne sevginin alevi Sibirya'da vahalar yaratabilir. Derinlere inmeyen bir tecessüs; kumları avuçları ile iten toprağın bağrındaki coşkun sulara inmeyen çölde artezyen fışkırtamayan fışkırtmak istemeyen ürkek mecalsiz hasta bir tecessüs. Kurumuş bir deve dikenine benziyor ruhunuz rüzgarların sürüklediği bir deve dikeni... Yapraklarınız dağılmış çiçekleriniz dökülmüş meyveniz yok. Bir ağaç ikeleti ruhunuz. bulmaktan korkarak arıyorsunuz. Neyi? Akmayan bir çeşmeye benziyor ruhunuz. Hoyrat eller musluğunu bile sökmüşler. Kitabesi? Kitabesi silinmiş. Kanatları yok ruhumuzun. Galiba kanatsız doğmuş. Yeis kadar şifasız kutuplar gibi.. hayır kutuplara benzer tarafınız yok. Sadece hastasınız. bir çok insanlar gibi insanlık gibi hastasınız. Hayat atılış demek ileriye yeniye maceraya. çamura saplanmış araba. Metrukxamalı kırık ve rengi solmuş. Zindanınızın kapıları açık ama siz hasır bir iskemle kadar o zindanın eşyasından olmuşsunuz. Ve sırtınızda taşıyorsunuz zindanınızı. Yalnız sesiniz yalnız kelime. Uzaklardan gelen ve kime ait bilinmeyen bir ses. Ve bozuk bir plaktan dökülen kelimeler. Hep aynı. Ve gömülmesi unutulmuş bir cenaze kadar sıkıcısınız bazen. Susuzluğu arttıran ve ağızda buruk.. hayır sadece acı sadece kekremsi bir tat bırakan deniz suyu gibi bir şey.
---------------jurnal---------------
---------------jurnal---------------
Hakikat o kadar çirkin mi? Neden süprüntü kutularından tedarik ettiğiniz paçavralarla sarıp sarmalıyorsunuz? Yalan daima asil değil ki? Donmuş ruhunuz. Ne ümidin sıcaklığı ne sevginin alevi Sibirya'da vahalar yaratabilir. Derinlere inmeyen bir tecessüs; kumları avuçları ile iten toprağın bağrındaki coşkun sulara inmeyen çölde artezyen fışkırtamayan fışkırtmak istemeyen ürkek mecalsiz hasta bir tecessüs. Kurumuş bir deve dikenine benziyor ruhunuz rüzgarların sürüklediği bir deve dikeni... Yapraklarınız dağılmış çiçekleriniz dökülmüş meyveniz yok. Bir ağaç ikeleti ruhunuz. bulmaktan korkarak arıyorsunuz. Neyi? Akmayan bir çeşmeye benziyor ruhunuz. Hoyrat eller musluğunu bile sökmüşler. Kitabesi? Kitabesi silinmiş. Kanatları yok ruhumuzun. Galiba kanatsız doğmuş. Yeis kadar şifasız kutuplar gibi.. hayır kutuplara benzer tarafınız yok. Sadece hastasınız. bir çok insanlar gibi insanlık gibi hastasınız. Hayat atılış demek ileriye yeniye maceraya. çamura saplanmış araba. Metrukxamalı kırık ve rengi solmuş. Zindanınızın kapıları açık ama siz hasır bir iskemle kadar o zindanın eşyasından olmuşsunuz. Ve sırtınızda taşıyorsunuz zindanınızı. Yalnız sesiniz yalnız kelime. Uzaklardan gelen ve kime ait bilinmeyen bir ses. Ve bozuk bir plaktan dökülen kelimeler. Hep aynı. Ve gömülmesi unutulmuş bir cenaze kadar sıkıcısınız bazen. Susuzluğu arttıran ve ağızda buruk.. hayır sadece acı sadece kekremsi bir tat bırakan deniz suyu gibi bir şey.
---------------jurnal---------------