islamın en akılcı mezhebi. tamam akılcılık güzelde herşeyide akılla yorumlamak olmaz. "Maturidi akılcılığı" en makul olanı.
Mutezile, kavram olarak “itizal” (ayrılma) kelimesinden türemiş olup doğuş sürecinde entelektüel boyuta sahip olan, aklı ön planda tutan, fikri tartışmalarla beslenen ve sadece bir devre sıkışıp kalmayarak insanlık tarihine damgasını vurmuş “rasyonalistler” olarak anılan bir İslam mezhebidir. Bu sebeple kelam ilminin de ortaya çıkış süreci Mutezile ile aynıdır denebilir. İlk mutezili fikirlerin teşekkül ettiği 728 yılı ve içinde bulunulan siyasi, iktisadi, sosyal, coğrafi, tarihi ve kültürel şartlar beraber değerlendirildiğinde “dinin akılcı düşünce ekolü” olma farklılaşmasının nasıl kazanıldığı daha iyi anlaşılabilmektedir.
İlk dönem Mutezile’sinde, büyük günah işleyenin iki yer arasında bir yerde(u: el menzile beynel menzileteyn)(ne mü’min ne kafir) olduğunun savunulması ile, o zamana kadar tartışılanların dışında yeni bir kanaat getirip –ki bu toplumun rahat bir nefes alması için bir çözümdü- genel görüşten (temsilen Hasan el Basri’den) itizal ederek yani koparak ön plana çıkan Vasıl bin Ata ve Amr bin Ubeyd’in önderliği ve hocalığında oluşmuş bir fikir hareketine dönüşüm gözlenmektedir. Bu sebeple mezhebin bir adlandırması da Vasıliye’dir.
Vasıliye’nin bir adı da Kaderiyye’dir ki ilk kaderiye diye anılan hizip ile aralarında bir ilişki kurulmaya ve hatta onun devamı gibi gösterilmeye çalışılır. Vasıl’ın kader meselesine sıfatların nehyinden daha fazla önem verdiğini, bu konuda öncülleri olarak belirtilen ve konuya ilişkin ilk isimlendirmeye muhatap olan Ma’bed el Cüheni ve Gaylan el Dımeşki’nin yolundan gittiklerini, Şehristani kendi Milel ve Nihal'inde özellikle vurgular. Halbuki Kaderiyye bir eğilimdir, ekol değildir. Çünkü ekollerde bir faaliyet alanı göze çarpar ve ekoller aktif yayılmacıdır. Cüheni ve Gaylan’ın tepkiselliği etkili olmuş fakat bireysel kalmış, ekolleşememiştir.
Emevilerin kötü idaresi dolayısıyla yöneticiler, insanın işlediği kötü veya iyi amellerden dolayı müeyyide veya mükafat görmesinin anlamsız olacağı ve bunun her şeyi yaratan Allah’ın (burada insan iradesi ve fiilleri kastedilir) adaletine sığmayacağı/yakışmayacağı anlayışlarını Cebriyye ile desteklemişlerdir. Buna göre Allah’a şer ve zulüm isnad edilemeyeceği, kullarından emirlerinin hilafına bir şey isteyemeyeceği, gerekli kıldığı şeyden dolayı cezalandıramayacağı söylendikten sonra kulun fiilindeki irade hürriyetine ve tercihen kötülük yapabilme özelliğine dikkat çekilmiştir. Böylece Allah’ın doğrudan fail (Cebrî fikir) veya müşterek/dolaylı fail (sonradan Eş’arî fikir) oluşuna karşı çıkılarak Emevilerin yönetim zulmünün gerekçesi olarak gösterdiği siyasi-itikadi referansına yani katı determinizme ve fatalizme giden kaderci yorum çökmüştür.
Not: devamı yarına..