mezhepler, allah'ın gönderdiği dinde akıl oynatan fakihlerin izlenmesi yoluyla ortaya çıkmıştır, faydalı da olmuştur. öyle peygamberden geldi yok, her çağın yeni durumları ortaya çıkar ve bu da fıkıh alanında yenilenme, genişleme ihtiyacı doğurur. peygamber kendi zamanı için gereken fıkhi meseleleri izaha kavuşturmuşsa da, ondan sonraki süreçte farklı farklı sorularla baş başa kalan insanlık, bu alanda akıl yürütmesine itibar edilen insanların söylediklerine uymuştur. ortada da tartışılan bir din yok, bir dinin özü değil, harici etkenleri tartışılır. hiç değilse bu konu bununla ilgili. şimdi o (i: hakiki tasavvuf uleması)nın seyyidler silsilesinden oğulları torunları, tarikat sitelerinin forumlarında fetva dağıtmakta. soruyorlar zata, satranç oynamak haram mıdır. aman allahım ne fetvalar, şöyle haramdır böyle haramdır. şimdi kim bu adam, niye akıl yürütüyor allah'ın dini üzerinde? ve ona niye laf yok, yani başkası yürütemez de o niye yürütebiliyor?
dinde statüko yoktur. statükocuların, ağaların, paşaların, efendilerin, sahiplerin yönettiği bir nesne değildir kuran. allah'ın, kulu insana, tek tek her insana gönderdiği, seslendiği, herkesi bizzat muhattap aldığı bir nizamdır. atalarının diniyle iman eden insanları eleştiren kuran, defalarca kez niçin akletmiyorsunuz, ne kadar az düşünüyorsunuz ihtarını yapmaktadır.
çünkü atalarının dinine biat eden nakilciler, kuranda recm ayeti vardı keçi onu yedi o yüzden ayet nesh oldu diyen ibn mace'ye büyük alim muamelesi yaparlar. aynı ibn mace bahsin devamında, keçi mübarek bir hayvandır diye de söze girmektedir. mesela aklın ve mantığın felç olduğu bu noktada insan hiç mi düşünmez ki, allahın ayeti vahydir, kağıt parçasında yazılı olan şey değil, keçi yedi diye nasıl nesh olur?
diye uzayacak, uzayacak ama hiç çözülmeyecek tartışmalardır bunlar. herkes bir yol tutturur ve gider. inanmak burada kilit nokta. insan inançlarını sorgulamaya cesaret ederse, aklını ortaya çıkarırsa, din diye sarıldığı her şeyin, aslında din olan şeyden ne kadar uzak, ne kadar kopuk olduğunun farkına varacaktır. ama bu zor bir hamle..
dinde statüko yoktur. statükocuların, ağaların, paşaların, efendilerin, sahiplerin yönettiği bir nesne değildir kuran. allah'ın, kulu insana, tek tek her insana gönderdiği, seslendiği, herkesi bizzat muhattap aldığı bir nizamdır. atalarının diniyle iman eden insanları eleştiren kuran, defalarca kez niçin akletmiyorsunuz, ne kadar az düşünüyorsunuz ihtarını yapmaktadır.
çünkü atalarının dinine biat eden nakilciler, kuranda recm ayeti vardı keçi onu yedi o yüzden ayet nesh oldu diyen ibn mace'ye büyük alim muamelesi yaparlar. aynı ibn mace bahsin devamında, keçi mübarek bir hayvandır diye de söze girmektedir. mesela aklın ve mantığın felç olduğu bu noktada insan hiç mi düşünmez ki, allahın ayeti vahydir, kağıt parçasında yazılı olan şey değil, keçi yedi diye nasıl nesh olur?
diye uzayacak, uzayacak ama hiç çözülmeyecek tartışmalardır bunlar. herkes bir yol tutturur ve gider. inanmak burada kilit nokta. insan inançlarını sorgulamaya cesaret ederse, aklını ortaya çıkarırsa, din diye sarıldığı her şeyin, aslında din olan şeyden ne kadar uzak, ne kadar kopuk olduğunun farkına varacaktır. ama bu zor bir hamle..